Adam Fawer, daha önce Olasılık ve Empati gibi kitaplarıyla tanıdığımız bir yazar. Yeni romanı Mobius, adını matematikteki tek yüzeyli ve tek kenarlı yapısıyla bilinen Mobıus şeridinden alıyor. Ben de kitabı elime alırken özellikle bu kavramın edebiyata nasıl yansıyacağını merak etmiştim.
Romanın başkahramanı Caleb, “Mobius” adlı bir şirkette işe başlar. Fakat bu iş teklifinin sıradan bir hikâyesi yoktur: şirket, gelecekten gelen bir mesaj doğrultusunda Caleb’i işe almıştır. Caleb başlangıçta bu iddiaya inanmasa da, kısa süre içinde kuantum fiziği, zaman algısı ve paralel evrenler üzerine inşa edilen deneylerin tam merkezinde bulur kendini. Ona ulaşan gizemli mesajlar, yalnızca şirketin değil, kendi hayatının gidişatını da değiştirebilecek güçtedir.
Kitap boyunca yazar; astrofizik, kuantum, boyutlar arası geçitler ve zamanın ışık hızından sonraki farklılaşan işleyişi gibi teknik görünebilecek konuları kurgunun içine serpiştiriyor. Bu noktalar bazen okuru zorlayacak karmaşıklıkta olsa da, heyecan dozu ve merak unsuru sayesinde akıcılık bozulmuyor.
Özellikle son bölümlerde artan tempo, Caleb’in kararlarıyla birleşerek kitabı sürükleyici bir finale taşıyor. Beklenmedik bir ters köşe ile bitmesi ise kitabın en güçlü yanlarından biri.
Benim için Mobius, yalnızca bilimkurgu öğeleriyle değil, aynı zamanda insanın kendi hayatını değiştirme arzusu ve geleceğe müdahale etme dürtüsü üzerine düşündüren bir eser oldu. Kitabın temposu özellikle ikinci yarıdan sonra artıyor ve okuyucuyu bırakmıyor.
Sonuç olarak, Mobius bilimkurgu seven, özellikle paralel evren ve zaman kavramlarına ilgi duyan okurlar için keyifli ve düşündürücü bir roman. Yazarın Mobıus şeridi metaforunu romana yedirmesi ise hem matematik hem de felsefi açıdan dikkat çekici bir katman kazandırıyor.