Bir Dönem Eleştirisi Olarak Safahat: İdealizm ve Siyasetin Çatışması Hiç şüphesiz, Mehmet Akif Ersoy'un Safahat'ı, sadece bir şiir külliyatı değil, bir devrin ruhunun, acısının, çırpınışının ve umudunun abidevi bir tanığıdır. Eseri, özellikle İkinci Abdülhamid Han dönemine ve Akif'in bu döneme getirdiği muhalif eleştirilere odaklanarak, sizlerin hassasiyetlerini de dikkate alan bir perspektiften değerlendirmek isterim. Mehmet Akif, temelde bir ahlakçı, bir dava adamı ve idealist bir şairdir. Safahat'ın sayfaları, onun bu kimliğiyle yoğrulmuştur. Özellikle "Süleymaniye Kürsüsünde" ve "Hakkın Sesleri" bölümlerinde, Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş yıllarında yaşanan siyasi, sosyal ve ahlaki çözülmeyi sert bir dille eleştirir. Akif'in bu eleştirilerinin odağına sıklıkla, dönemin istibdat rejimi ve onun temsilcisi olarak gördüğü Sultan İkinci Abdülhamid Han gelir.
Akif'in muhalif duruşunu anlamak için onun "istiklal-i tam" (tam bağımsızlık) ve "hürriyet" vurgusunu merkeze alan siyasi fikriyatını göz önünde bulundurmak gerekir. Ona göre, Abdülhamid'in uzun süren istibdatı; jurnaller, sansür ve korku atmosferi, milletin dinamizmini köreltmiş, içe kapanık, pasif ve heyecanını yitirmiş bir toplum yapısına yol açmıştır. Şair, "Köse Vak'ası" gibi hiciv dolu şiirlerinde bu dönemi semboller üzerinden eleştirmiştir.
Bir Muhalif Olarak Değerlendirme: Tarihî Bağlam ve Farklı Açılar
Bu noktada, sizlerin Abdülhamid Han'a duyduğu saygı ve onun dönemine yönelik muhalefete olan tepkisi son derece anlaşılır bir durumdur. Zira Sultan Abdülhamid dönemi, bir taraftan şiddetli bir istibdat dönemi olarak anılırken, diğer taraftan:
İmparatorluğu dağılmaktan kurtarmak için diplomatik bir denge siyaseti izlenen,
Modern eğitim kurumları, demiryolları, hastaneler gibi önemli altyapı yatırımlarının yapıldığı,
İslam birliği (Pan-İslamizm) siyasetiyle devlete yeni bir nefes aldırılmaya çalışılan bir dönemdir.
Mehmet Akif'in perspektifi, daha çok bir aydın, bir entelektüel olarak "hürriyet" ve "şûra" (meşveret) eksenli bir yönetim özlemidir. O, Abdülhamid'in politikalarını, bu özlemin önündeki en büyük engel olarak görmüştür. Ancak, bugünden bakıldığında, Akif'in eleştirilerinin, dönemin tüm olumsuzluklarını sadece Padişah'ın şahsına yükleme eğiliminde olduğu ve dış baskılar, ekonomik çöküntü, milliyetçi ayaklanmalar gibi daha büyük tarihsel dinamiğin etkisini gözden kaçırabildiği söylenebilir. Bu, bir şairin, bir aktivistin heyecanı ve haklı tepkisidir; ancak tarihî analizin soğukkanlılığından uzak olabilir.
Safahat'ın Ötesine Geçen Bir Ortak Payda: İstiklal ve İstikbal
Burada asıl dikkat çekilmesi gereken nokta şudur: Mehmet Akif, ne kadar sert bir Abdülhamid muhalifi olursa olsun, onun derdi kişisel bir kin değil, milletinin selametiydi. Nitekim, Milli Mücadele yıllarında Anadolu'ya geçerek, İstiklal Marşı'mızı yazacak kadar bu vatanın ve milletin bekası için çalışmıştır.
Dolayısıyla, gerek Sultan Abdülhamid Han'ı devleti ayakta tutma çabasıyla savunanlar, gerekse Mehmet Akif'i hürriyet ve diriliş mücadelesiyle yâd edenler, aslında aynı kaygının -vatan kaygısının- farklı tezahürlerine sahip çıkmaktadır. Her iki taraf da, çöküşe giden bir imparatorlukta çare arayışının farklı cephelerini temsil etmektedir.
Sonuç
Safahat, bir şairin, içinde yaşadığı karanlık döneme isyanının ve aydınlık bir gelecek özleminin şiirleşmiş halidir. Akif'in Abdülhamid'e yönelik eleştirileri, bu isyanın doğal bir parçasıdır. Bugün, bu eleştirileri okurken, hem Akif'in idealist ve özgürlükçü ruhunu anlamak, hem de Sultan Abdülhamid'in iç ve dış şartların zorlamasıyla oluşan çok daha kompleks bir siyaset yürüttüğünü göz ardı etmemek gerekir. Tarih, tek bir kişinin veya perspektifin tekelinde değildir. Safahat, bize bu çok katmanlı tarihi anlama ve farklı fikirleri bir zenginlik olarak görme fırsatı sunan, tartışılmaz bir başyapıttır. Unutulmamalıdır ki, hem Abdülhamid Han hem de Mehmet Akif Ersoy, bu aziz vatanın tarihinde silinmez izler bırakmış iki önemli şahsiyettir ve her ikisi de -farklı yollardan da olsa- aynı gemiyi kurtarmaya çalışmışlardır.
Safahat
SafahatMehmet Âkif Ersoy · Db yayınları · 20187,5bin okunma