Bu kitap tam olarak yüreğimin kırık yerlerine dokundu. Zeus Kabadayı öyle cümleler kurmuş ki, sanki benimle konuşuyor; hatta ben yazmışım da o basmış gibi. Bir ilişki bitince insanın içinde kalan o koca boşluk var ya… işte onun tam ortasına iniyor.Okurken sürekli “evet, işte tam da böyle hissediyorum” dedim. Ne abartı var ne de yapmacık süsler; kelimeler çıplak, hisler gerçek. Sayfalar ilerledikçe bazen öfkelendim, bazen gözlerim doldu. O “keşke”ler… Hepimizin içinde saklı duran pişmanlıkların sesi gibi. Ama kitap bir roman değil; başı sonu olan bir hikâye beklemeyin. Daha çok uzun bir mektup, biraz günlük, biraz da iç hesaplaşma. Belki de bu yüzden bu kadar samimi geliyor. Benim tek eksik bulduğum nokta, bazen aynı duyguların tekrar tekrar dönmesi. Ama ayrılık yaşayan biri için o döngü zaten çok tanıdık, bu yüzden rahatsız etmiyor bile. Sonuç? Keşke Tanımasaydım Seni; kalbi kırılmış, birine “neden böyle bitti” diye sormaktan yorulmuş herkesin eline alıp bir solukta okuyacağı, kendini bulacağı bir kitap. Bitirdiğimde “tamam, yalnız değilim” hissi kaldı içimde. Ve bu his, bence en büyük kazanım.Belki de bu yüzden, her sayfası biraz daha hafifletti kalbimi...