Sıradan Bir Gün Tuhaf Bir Adam
.
.
.
Kitabın en çarpıcı yanı, sıradan bir emekli olan Tahir Dayı üzerinden bize “yaşamın anlamı” ve “zaman” üzerine düşündürmesi. 65 yaşında, hayattan yavaş yavaş kopan, yaşlılığın ağırlığını her hücresinde hisseden bir adamın çaresizliği çok gerçekçi anlatılmış. Okurken onun yorgunluğunu, geçmişe özlemini ve yaşama tutunma isteğini iliklerine kadar hissediyorsun.
Sonra karşısına çıkan Gizemli Yabancı tüm hikâyenin kırılma noktası. Ona sunduğu teklif —gençliğe dönmek— insanda ilk anda cazip geliyor ama hemen ardından “bedel” kısmı işin rengini değiştiriyor. Yazar burada çok güçlü bir ikilem kurmuş:
• Gençliğe dönüp yeniden başlamak mı,
• Yoksa sevdiklerinden ve sahip olduklarından vazgeçmemek mi?
Bence en vurucu taraf, bu seçimlerin sadece Tahir Dayı’nın değil, hepimizin içinde zaman zaman yaşadığı ikilemleri yansıtması. Hepimiz geçmişe dönmeyi, bazı hataları düzeltmeyi hayal ediyoruz. Ama gerçekten bu şansı elde etsek, vazgeçmeye razı olabileceğimiz şeyler var mı? İşte kitap tam da burada tokadı yapıştırıyor
.
.
.