·148 syf.····Okunma: 09 Eylül 2025 23:03 Kitap öneri yazısı değildir! Kendi dünyamda anımsamaya çalışacağım cümleler ve biraz da çocuklarıma bırakacağım düşünceler içerir.
(Spoiler içerir!)
1952 öncesi sonrası Mısır'ın ağırlıklı olduğu, bir yönetici ile halk arasındaki hastalıklı ilişki olan diktatörlüğün alametifabrikasını (ayırıcı özellik/nitelik) anlatan yazar aslında sezdiğimiz, kısmen de bildiğimiz gerçekleri derli toplu olarak bir araya getirmiş. İnsan sahip olmadığı bir şeyi özleyemeyeceği gerçeğinde bir tiranın peşinden giden makul vatandaşın özelliği bu kadar güzel anlatılabilirdi. Herkesin okurken kendi heybesinde öz değerlendirmelere gebe olabilecek bir eser. Diktatörlük Sendromunun ortaya çıkış şeklinden, seyrine, önlenmesine giden süreç içerisinde diktatör ve onun peşinde koşan halkın psikolojik alt yapılarına da değinilmiş yelpazesi geniş bir çalışma.
" Bir diktatörün etkisi altındaki insanlar akıl hastalarına benzer: özgürlüğe ihtiyaç duymadıkları için özgürlük mücadelesine girişmezler ve bir yandan koruyup öte yandan iradesini teslim ettikleri diktatörün olmadığı bir hayatı düşünemezler." S.21
"İlkelerden söz etmek kolaydır ama onları savunmak pahalıya mal olabilir." S.27
" İlan edilen gerçeklik ile hakikat, varsayım ile pratik, söz ile icraat arasında daima çelişki vardır. Otoriteryen toplumda hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Siyasetteki riyakârlık giderek tüm alanlara yayılır ve yozlaşma kavram olmaktan çıkıp pratiğe dökülür. Kelimeler farklı anlamlara bürünürken sapkınlık olumlu bir içerik kazanır. Riyakârlık erdeme dönüşür; sınavlarda kopya çekmek 'yardımlaşma' sayılır; korkaklık bilgelik, rüşvet vermek zekâ göstergesi kabul edilir. Diktatörlüğün verdiği en büyük hasar toplumdaki tüm hakkaniyet kurallarının çiğnenmesidir, bu yüzden dikta koşullarında eylemler her zaman mantıki sonuçlara yol açmaz. Hakikati söylemek hakikati söyleyenlere saygıyı beraberinde getirmez; tıpkı yalan söylemenin yalancıları küçük düşürmediği gibi. Kanunun çiğnenmesi herhangi bir yaptırımla sonuçlanmadığı gibi kanuna uygun davranmak da beladan uzak kalmanızı garanti etmez. Zekâ, öğrenim ve ciddi çalışmayla başarılı olup yükselmenizi her zaman sağlamaz." S.32
" Diktatör korku bariyerini başarıyla yarattığında toplumda örnek bir 'makul vatandaş' ortaya çıkar. Makul vatandaş tüm dünyası kendi küçük ailesi ve işinden ibaret olan, sokaktaki sıradan insandır. Siyasi değişim çabalarının doğurabileceği belirsizliğe karşılık o daima istikrarı tercih eder. Büyük bir haksızlık ve adaletsizliğe maruz kalsa da hayatının normal akışında devam etmesini ister. Makul vatandaş aslında çaresizlik ve korku içindedir: Adaletin imkansızlığı konusunda çaresiz hissederken adaleti gerçekleştirme çabalarının sonuçlarından da korkar... Makul vatandaş otoriteryenizmin gölgesinde yetişir; alıştığı dünya budur ve özgürlük arzusu duymaz..." S.38
" Diktatörün uzun süre iktidarda kalmasının temel sorumlusu makul vatandaştır." S.43
"Devrim adı verilen olgu esasen diktatörlük sendromunu tedavi etmeye yönelik bir çabadır." S.54
" ...diktatörler daima bir komplo teorisine başvurup düşmanlarını yabancı istihbarat örgütlerinden devleti yıkmak için para alan bir grup vatan haini ve ajan olarak tanımladıktan sonra medyayı ülkenin (ya da dinin) korunmasında halkın desteğini almak üzere kullanırlar." S.61
" Faşist zihniyetin yayılması diktatörlük sendromunun en köklü semptomlarından biridir." S.69
" Diktatörün hayatı iktidara geldiğinde başlar ve bundan sonra 3 aşamadan geçer: tek adamlık arzusu, şan şöhret ve mutlak yalnızlık." S.118