Don Kişot’u okurken aslında hayatın kendisini gördüm diyebilirim. Cervantes, hayallerin peşinden gitmenin ne kadar “delice” görünebileceğini ama aynı zamanda ne kadar anlamlı olduğunu çok güzel anlatıyor. Don Kişot bana, bazen en saf inançlarımızla dalga geçilse bile onların bize güç verdiğini hatırlattı. Yel değirmenleriyle savaşması bana saçma gelmedi; tam tersine, insanın kendi küçük dünyasında verdiği mücadelelerin değerini düşündürdü.
Sancho Panza ise tam bir denge unsuru; onun ayakları yere basarken Don Kişot gökyüzünde hayal kuruyor. Belki de ikisinin bir arada oluşu bize şunu söylüyor: insanın hem hayal kurmaya hem de gerçeklere tutunmaya ihtiyacı var. Kitap bittiğinde Don Kişot’un deliliğine değil, onun cesaretine hayran kaldım.