André Gide’den okuduğum ilk kitaptı ve soluk almadan bitirdim. Hatta beyaz perdeye ne kadar çok yakışacağını düşünürken bir baktım ki çoktan beyaz perdeye taşınmış.
Oldukça kısa olmasına rağmen tüm karakterlerin derinliğini hissettim, hepsini papazın gözünden okuyor olsak bile. Özellikle Jacques ile yaşadıkları çekişmenin İncil’deki ayetler üzerinden gerçekleşmesi ve papazın bu noktada yaşadığı ikilemler, onu Gertrude’ün ne denli hassas ve suistimal edilemez durumda olduğuna ikna ederken aslında Gertrude’le olan ilişkisinde onu savunmasız hale getiren kişinin kendisi olması ve bu ikilemlerin, narsisistik kırılmaların her şey bittiğinde bile devam etmesi… Bunları okumak çok keyifli ve bir yandan da düşündürücüydü.
Ayrıca yazım diline gelecek olursam, oldukça dokunaklı ve akıcıydı, tıpkı hiçbir engele çarpmadan kendi hızında akan bir nehir gibi. Bu yüzden bu kitap kesinlikle André Gide’den okuduğum son kitap olmayacak.
Biraz da Gertrude’e değinmek istiyorum, hayatındaki o büyük değişimin ardından takındığı tutum bana şunu gösteriyor ki sevdiğimiz birini ne kadar tüm kötülüklerden sakınmaya çalışsak da ona sunduğumuz suni güvenlik, aslında o kişi için en tehlikelisi oluyor. Bu yüzden sevgide bile kendi “aşırı”mızın tuzaklarından uzak durmaya çalışmalı.
Daha ne söyleyebilirim bilmiyorum ancak bu denli kısa ama derin bir kitabı bence kesinlikle okumalısınız.