Şark’ın Şiiri: İran Sineması – Görüntülerin Fısıltısı, Ruhun Yankısı
Cihan Aktaş’ın 1998 yılında yayımlanan Şark’ın Şiiri: İran Sineması adlı eseri, Doğu’nun sinematik mirasını lirik bir titizlikle ele alan, 302 sayfalık bir başyapıt olarak sinema literatüründe özel bir yer tutar.
İz Yayıncılık tarafından basılan bu kitap, İran sinemasının sosyo-politik dönüşümünü tarihsel bir derinlikle incelerken, onu yalnızca bir sanat formu olarak değil, dinin evrensel idealleriyle iç içe geçmiş bir şiir olarak konumlandırır.
r
Aktaş, bu çalışmasında Hollywood’un hegemonyasına meydan okuyan bir Doğu estetiğini, modernizmin sancılı atmosferinde filizlenen bir direniş olarak resmeder; sinemayı, sanatçıların özgürce soluk aldığı bir mabet gibi betimler.
Eserin kalbi, İran sinemasının kökenlerinden günümüze uzanan bir yolculukla atar: Yazar, Pehlevi döneminin seküler baskılarından İslam Devrimi’nin kültürel uyanışına kadar uzanan süreçte, sinemanın nasıl bir kimlik aracı haline geldiğini belgeler.
Abbas Kiarostami’nin minimalist şiirlerinden Mohsen Makhmalbaf’ın alegorik anlatılarına, Ebrahim Hatamikia’nın savaş temalı epiklerine kadar uzanan bir yelpazede, filmleri sosyolojik bir mercekle okur. Aktaş’a göre, bu sinema “Şark’ın şiiri”dir; görüntüler kelimelerin ötesinde fısıldar, metaforlar ruhun gizli koridorlarında yankılanır. Modern dünyanın materyalist akışına karşı, İran sineması bireysel ve kolektif acıları, inancı ve umudu bir araya getirerek, evrensel bir insanlık portresi çizer – tıpkı bir Fars şiirinin dizeleri gibi, katman katman açılan bir hikâye.
Kitap, bu portreyi çizerken, sinemanın dinle ilişkisini merkeze alır: İslam’ın estetik idealleri, karelerde somutlaşır; sansürün sınırları içinde bile özgürlük, bir dua gibi yükselir.Yapısal olarak, eser kronolojik bir akışla ilerler; ilk bölümlerde İran sinemasının doğuşu ve Batı etkileri ele alınırken, orta kısımlarda devrim sonrası dönüşüm –kadın figürlerinin güçlenmesi, toplumsal eleştirinin yükselişi– derinlemesine irdelenir.
Son bölümler ise geleceğe dönük bir vizyon sunar: Bu sinema, küresel arenada bir meydan okuma olarak parlar, Doğu’nun sesini Batı’ya taşır. Aktaş’ın kalemi, akademik bir ciddiyetle yoğrulmuş olsa da, şiirsel bir akış taşır; filmleri analiz ederken, sahneleri birer dize gibi yorumlar, yönetmenleri şairler gibi över. Bu yaklaşım, kitabı sıradan bir inceleme olmaktan çıkarır; o, bir davetiyedir – okuyucuyu Tahran’ın dar sokaklarından, Tahran’ın geniş ovalarına, oradan da kalbin en derin mağaralarına bir yolculuğa.Aktaş’ın bu eseri, onun sinema yazarlığı mirasının zirvesidir: Türk ve İran sineması üzerine yazılarında sergilediği duyarlılık, burada evrensel bir boyuta ulaşır.
İran sinemasını “içeriden” okumak, yazarın en büyük katkısıdır; o, filmleri sadece estetik bir obje olarak değil, bir medeniyetin nefesi olarak yüceltir. Günümüzde, küresel sinema endüstrisinin homojenleştiği bir çağda, bu kitap bir pusula gibidir – Doğu’nun şiirini yeniden keşfetmek için.Sonuç olarak, Şark’ın Şiiri: İran Sineması, Cihan Aktaş’ın zengin külliyatında, sinemayı bir dua haline getiren bir mücevherdir.
Her sinema sever, her Doğu aşığı için vazgeçilmez bir okuma; onu açmak, bir filmin ilk karesi gibi büyüleyici. Zira bu kitapta, görüntüler konuşur – ve sözleri, sonsuza dek yankılanır.