Sınıra Yakın: Sınırların Ötesinde Bir Yolculuk
Cihan Aktaş, Türk edebiyatının çok yönlü kalemlerinden biri olarak tanınır. 1960 Refahiye doğumlu olan yazar, gazetecilik, mimarlık ve yazarlık gibi alanlarda derin bir birikim biriktirmiş; Ümit Aktaş'ın kardeşi olarak aile geleneğini de sürdürmüştür.
Beşikdüzü Öğretmen Lisesi ve İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Fakültesi mezunu olan Aktaş, kadın sorunlarından İran Devrimi'ne, başörtüsü tartışmalarından sinema incelemelerine uzanan geniş bir yelpazede eserler vermiştir. 2012 yılında İz Yayıncılık tarafından yayımlanan Sınıra Yakın, yazarın üçüncü romanı olarak, bu birikimin doğal bir uzantısı niteliğindedir.
Roman, Laleli'den Tahran'a uzanan bir otobüs yolculuğunu merkeze alarak, bireysel kayıpların toplumsal travmalarla kesiştiği bir tablo çizer.Romanın anlatıcısı Efsane, Azeri kökenli bir Tahranlı kadın olarak, çocukluğunda maruz kaldığı bir miting sırasındaki kurşun yarasıyla sol kolunu kaybeden bir devrim gazisidir. Bu fiziksel eksiklik, eser boyunca metaforik bir ağırlık taşır: Kaybedilen uzuv, yitirilen aşk, dağılan aile bağları ve vatan hasreti gibi unsurlarla iç içe geçer. İki günlük otobüs yolculuğu –Cihannema Tur'un mavi-beyaz Volvo'sunda Yenikapı'dan Doğubayazıt'a, oradan sınıra– hem fiziksel bir hareket hem de içsel bir hesaplaşma olarak işlenir. Yolcuların hikayeleri, mola yerlerindeki tesadüfi karşılaşmalar ve Efsane'nin flashback'leri aracılığıyla, İran-Irak Savaşı'ndan Humeyni Devrimi'ne, Türkiye'deki depremlerden gurbetçi hayatına kadar uzanan bir mozaik oluşur.
Pasaportsuz mülteciler, kızını arayan babalar, başörtüsüyle özgürlük arasında sıkışan kadınlar gibi figürler, sınırın sadece coğrafi değil, kültürel ve psikolojik bir bariyer olduğunu vurgular.Aktaş'ın üslubu, sosyal-gerçekçi bir temelin üzerine psikolojik derinlik katar. Otobüsün dar koridorlarında dans eden yolcuların neşesiyle, gümrükteki baskıcı sorgulamaların hüznü arasında gidip gelen anlatım, okuyucuyu hem eğlendirir hem düşündürür. Yazar, hikâyeci inceliğini araştırmacı titizliğiyle harmanlar: Roman, Mevlana'dan Nietzsche'ye, Tarkovski filmlerinden İbrahim Tatlıses türkülerine, dualardan rap müziğe uzanan zengin bir kültürel dokuyla bezelidir.
Bu çeşitlilik, eseri salt bir yolculuk romanı olmaktan öte, Doğu-Batı sentezinin bir manifestosu kılar. Efsane'nin iç monologları, kayıp kolunun "ölmekte olan bir şeyler" hissiyle simgelediği temayı işlerken, İran ve Türkiye'nin paralel trajedilerini –baskıcı rejimlerin bireyi ezmesini, aidiyet arayışını– ustalıkla ele alır. Sınırdaki son özgürlük anları, kadınların buruşuk şalları başına geçirme jestinde somutlaşır; bu sahneler, özgürlüğün kırılganlığını çarpıcı bir şekilde yansıtır.Sınıra Yakın, yaklaşık 600 sayfalık hacmine rağmen akıcı bir ritimle ilerler ve okuyucuyu kendi kayıplarıyla yüzleşmeye davet eder. Aktaş, Nabokov'un "beşik bir uçurumun üzerinde sallanır" metaforunu andıran bir finalle, varoluşun geçiciliğini hatırlatır.
Eser, bireysel hikayelerin evrensel yankılarını yakalayan, sınırların ötesinde insanlık durumunu sorgulayan bir başyapıt olarak edebiyat raflarında hak ettiği yeri alır. Cihan Aktaş severler için vazgeçilmez, yeni okuyucular için ise keşfedilecek bir hazine.