Akılcılığa nakilci darbe
10/10
·272 syf.··
Beğendi
·
2025 25. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2025 14:14
İslam uygarlığının tarihsel serüveni, başlangıçta bilime, felsefeye ve akla açık bir dinamizm taşırken; zamanla bu dinamiklerin üzerine kalın bir dogma perdesi çekilmiştir. Alıntıda da vurgulandığı üzere, bu dönüm noktasının merkezinde İmam Gazali ve onun temsil ettiği Eş’arî gelenek yer alır. Gazali, aklı iman süzgecinden geçiren, felsefeyi “sapma” olarak damgalayan bir bilgi anlayışını sistematik hale getirerek, İslam dünyasında akıl çağının kapısını kapatan bir kırılma yaratmıştır. İçtihad Kapısının Kapanışı: Düşünsel Donmanın Başlangıcı İslam tarihinde “içtihad kapısının kapanması” yalnızca bir teolojik tartışma değil, aynı zamanda düşünsel özgürlüğün, yeniliğin ve sorgulamanın sonu anlamına gelmiştir. Bu anlayış, İslam toplumlarında dinin dogmatik yorumlarının mutlaklaştırılmasına, bilimin ve felsefenin ise “şüpheli” ya da “tehlikeli” görülmesine yol açmıştır. Böylece nakilci, yani sorgulamadan aktaran bir zihniyet egemen olmuş; akla dayalı düşüncenin yerini taklit almıştır. Bu sürecin kazananı, halkı din aracılığıyla kontrol eden iktidar odakları; kaybedeni ise, özgür düşünce ve bilimsel ilerlemenin öncüsü olabilecek kitleler olmuştur. Ulema, umera ve sultanlar arasındaki ittifak, dini bir meşruiyet aracı haline getirerek toplumsal hiyerarşiyi kalıcılaştırmıştır. İbn Rüşd’ün Yenilgisi: Akılcılığın Susturuluşu İbn Sina ve Farabi çizgisinden gelen İbn Rüşd’ün akılcı felsefesi, Gazali’nin temsil ettiği dogmatik anlayış karşısında yenilmiştir. Bu yenilgi yalnızca bir düşünürler çatışması değil, aynı zamanda İslam dünyasının tarihsel kaderini belirleyen bir dönemeçtir. Gazali olmasaydı, İbn Rüşd’ün “akıl yoluyla Tanrı’ya ulaşma” öğretisi belki de İslam dünyasında bir Rönesans’ın kapısını aralayabilirdi. Ancak sonuç tam tersine olmuş, akıl yerine teslimiyet, eleştiri yerine itaat hâkim kılınmıştır. Bu gelişmeler, İslam dünyasını kendi Ortaçağına mahkûm etmiş, skolastik düşüncenin duvarları yüzyıllarca aşılamamıştır. Batı’nın Aydınlanması – Doğu’nun Donması Batı dünyası aynı dönemde, kendi Engizisyon karanlığını Rönesans ve Reform hareketleriyle yıkarak aklın ve bilimin önünü açtı. Aydınlanma, kilisenin otoritesini kırarken insan aklını özgürleştirdi; Sanayi Devrimi de bu özgürlüğün meyvesi oldu. Buna karşılık İslam dünyası, aynı dönemde hâlâ dogmalarla meşgul, geçmişe kapanmış bir yapıda kaldı. “Tanrı merkezli bilgi” anlayışı, insan merkezli ilerlemeyi engelledi. Böylece Batı ilerledi, Doğu dondu. İslam dünyası bu farkı 17. yüzyıldan itibaren fark etse de, nedenini anlamak istemedi. Geri kalmışlık, “dinden uzaklaşma” gerekçesiyle açıklanıyor; çözüm olarak daha fazla dine sarılmak öneriliyordu. Böylece kutsal bir kısır döngü oluştu: Dinden uzaklaştıkça değil, dine daha sıkı sarıldıkça geri kalındı. Siyasal İslam ve Modernleşmenin Bastırılışı Modern çağda, özellikle 20. yüzyılda, laiklik ve Aydınlanma değerlerini benimseyen ülkeler –başta Türkiye Cumhuriyeti olmak üzere– bu karanlık döngüyü kırma girişiminde bulundular. Ancak bu girişim, hem içteki dinci oligarşilerin hem de dıştaki emperyalist güçlerin ortak hedefi haline geldi. Çünkü laik ve ulusalcı bir Müslüman ülke modeli, Batı’nın sömürgeci çıkarlarına da, İslam dünyasının köhne ulema düzenine de tehdit oluşturuyordu. Bu yüzden emperyalizm, ılımlı veya radikal tüm biçimleriyle siyasal İslam’ı bir araç haline getirdi. 1980’lerden itibaren ABD destekli “Yeşil Kuşak” ve “ılımlı İslam” projeleriyle, laik ve modernist akımlar bastırıldı. Türkiye’de bu sürecin zirvesi, AKP iktidarının yükselişi oldu. Bu parti, “demokratik yollarla iktidara gelen ilk İslamcı hareket” görünümünde olsa da, özünde emperyalizmin “model ülke” planının yerli versiyonuydu. Gazali’den AKP’ye: Kapanmayan Zihinsel Zincir Gazali’nin akılcılığa kapattığı kapı, yalnızca 11. yüzyılın değil, 21. yüzyılın da kapısı oldu. Bugün hâlâ İslam dünyasında, bilimsel düşünceye karşı dinsel dogma üstün tutulmakta; sorgulama yerine iman, özgür akıl yerine teslimiyet yüceltilmektedir. Kuran’ı bir “bilim kitabı” gibi yorumlayan, her buluşu “Kuran’da zaten yazıyor” diyerek açıklamaya çalışan zihniyet, aslında Gazali’nin mirasının modern biçimidir. Bu durum, yalnızca dini bir mesele değil, siyasal bir iktidar mekanizmasıdır. Dini dogmalar üzerinden halkın rızası üretilmekte, sorgulama bastırılmakta, iktidar kutsallaştırılmaktadır. Sonuç: Aydınlanmanın Yarım Kalmış Mücadelesi İslam dünyasının geri kalmışlığının nedeni, dinden uzaklaşmak değil, düşünmeden inanmayı din haline getirmektir. Batı, aklı kiliseden kurtararak ilerlemiştir; İslam dünyası ise aklı medresenin duvarları arasında boğmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin laik ve bilimsel temelleri bu tarihsel zinciri kırmayı hedeflemişti. Ancak siyasal İslam’ın yeniden dirilişi, bu aydınlanmacı mirası tehdit etmeye devam etmektedir. Gazali’nin kapattığı “içtihad kapısı” yeniden açılmadıkça, İslam dünyası kendi Ortaçağını aşamayacaktır. Çünkü ilerleme, dogmalarla değil; akıl, bilim ve özgür düşünceyle mümkündür.
Kutsal Kısır DöngüMerdan Yanardağ · Kırımızı Kedi Yayınları · 202436 okunma
·
84 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.