Asıl ismi Elaine Cynthia Potter Richardson olan Kincaid İngiliz sömürgesi altındayken doğmuş Yahudi yazar. 3 küçük erkek kardeşinin doğumundan sonra annesinin erkek çocuklarının ihtiyaçlarına odaklanması sebebiyle daha 17 yaşındayken New York’a çalışması için bakıcı olarak gönderildi. 1973’te yazılarını yayınlamaya başladığı sırada ailesinden yazıları için onay alamadığından adını Jamaica Kincaid olarak değiştirdi.
“Bu dünyada bir başımayım ve hep de böyle olacağım, yapayalnız.”
Yazarın hayatını inceleyince Lucy kitabı ise adeta otobiyografi niteliğinde bir eser olarak karşımıza çıkıyor. Kitap Kincaid’in kendi deneyim ve yaşantısını yakından yansıtır nitelikte. Başkahraman Lucy Josephine Potter 19 yaşında yaşadığı Batı Hint Adalar’ı terk ederek Amerika’da bakıcılık yapmaya başlar. Planı geçmişini geride bırakıp günden güne ezildiği ailesi ve memleketini bir an olsun düşünmemektir. Ancak bir gün güneşli bir havanın memleketi gibi sıcak olmadığını görmesi ile önceden ‘evim’ dediği yer ile şimdi bulunduğu yer arasındaki farkları düşünmeye başlar.
“İçime bir şey yerleşmişti, ağır ve kunt bir şey. O şey orada kalmaya devam etti ve ben onu söküp atmanın bir yolunu bulamadım.”
Anne-kız ilişkisi nefret ile sevgi arasında bütünleşmiş. Lucy ailesinden ve en çok da annesinden kaçmaya çalışırken kendini devamlı annesini ve yaşadıklarını düşünürken buluyor. Kendi ailesinin evliliğinde gördüğü çatışmaları bakıcılık yapmak için geldiği ailede de görünce Lucy’nin iç dünyası karmaşık bir hal alıyor. Bir yandan kadın-erkek ilişkisi üzerine bir yandan da benzemekten çok korktuğu annesi ile ilişkisi üzerine iç çatışmalar yaşıyor.
“O kadar uzun zaman annem gibi olmak istemediğimi söyleyip durmuştum ki asıl konuyu ıskalamıştım: Ben annem gibi değildim; ben annemdim.”
Lucy , sizi derinden etkileyen, okuduktan sonra bile düşündürmeye ve sarsmaya devam eden bir kitap olmuş. Yazarla ilk defa tanışanlar için, şiirsel ve akıcı dili ile soluksuz okunabilecek harika bir eser. Okumak isteyenlere tavsiye eder keyifli okumalar dilerim…