10/10
·400 syf.··
2025 10. kitabı
·
63 günde okudu
·
Okunma: 09 Ekim 2025 23:03
Yazar kitabı 1906 yılında yayımlıyor ve 1904 yılının Amerikasındaki göçmenleri ele alıyor. Öyle ki iyi tasvir etmek için kitabın konusunun geçtiği alanlarda bizzat bulunup deneyimlemiş. Köyde yaşayan bir ailenin haberlerde Şikagoda iş olduğunu görmeleri ve bir Amerikan rüyasına kapılıp buraya taşınmalarını konu alıyor. Baş kahramanımız Jurgis, Ona ile aşık olarak evleniyor ve ailesiyle birlikte buraya yerleşiyorlar ancak hayal ettikleri hayat onlara sunulmuyor. Şikoganun işçileri sömürmesi, kurnaz emlakçılar ve diktatör patronlar roman kahramanlarını bildiğiniz sömürüyor. İlk olarak başlarını sokacakları bir ev hayaliyle dolandırıyorlar başta dolandırılmaktan korkuyorlar ama emlakçılara ve onların avukatlarına güvenerek her ay evin ücretini ödeme karşılığında yeni yapılmış bir eve çıkıyorlar. Fakat evin ücretini ödemek için ev halkının hepsinin çalışması zorunda. Ardından evin onlara daha önce söylenmeyen masrafları ortaya çıkıyor, dişlerini sıkıyorlar elbet bir kaç ay sonra ev için para ödemeyeceklerini düşünerek herkes iş bulup çalışmaya başlıyor. Zamanla kazandıkları para sadece eve gidiyor ve kendi karınlarını doyuracakları paraları kalmıyor öyle ki ailedeki bazı kişiler hayatlarını kaybediyor… O kadar acı dolu bir durum ki ailenin başlarını sokacakları bir yerleri olması için para kazanmaya çalışmaları ve sonrasında aç kalmaları beni çok etkiledi. Kitapta olaylar bitmiyor fabrikalarda işçiler o kadar kötü şartlar altında çalıştılıyor ki adeta bir hayvan gibi muamele görüyorlar. Kaza sonucu işinden atılan Jurgis yeni bir iş bulmakta çok zorlanıyor ve tezek işine girmek zorunda kalıyor tezekleri temizlemekten bütün pis koku kıyafetlerinde adete kalıcı bir koku olarak işliyor. Aileyi ilerleyen süreçlerde çok kötü sonlar bekliyor. Kitabın her bir satırını belki iyi bir şeyler olur diye umarak okuyorsunuz ama okuduğunuz satırlar umudunuzu kırıyor adeta. Daha ne kadar kötü bir şey olabilir ki diyorsunuz en beteri oluyor aile parçalandıkça parçalanıyor. Kapitalizmin acımasızlığı ile donatılan Şikago mezbahaları kelimenin tam anlamıyla mezarları oluyor. Ne gururları kalıyor ne haysiyetleri ölüyorlar, ölmekten beter oluyorlar. Kitabın sonlarına doğru Jurgis şans eseri sosyalist gruplarla karşılaşıyor bir konferanslarına denk geliyor. Kürsüde konuşan adamın işçilerin sömürülmesini, domuzdan beter olmalarını her şeyin sebebinin ise başlarındaki kapitalist sistemin olduğunu anlattığını duyuyor ve kendi hayatını anlattığını fark ediyor, çok etkileniyor. Böylece onların arasına katılıyor. “Yoldaşlar topluluğu”, hepsi harika düşüncelere sahip ülkenin adaletli, eşitlikçi ve insancıl bir yer olması için çalışan insanlar. İçlerinde felsefe bölümünde öğretim görevliliği yapan Dr. Schliemann’a göre sosyalist bir dünyada, makineler insanın kol gücüyle yaptığı işleri yapar, eşit işe eşit ücret getirilir ve bilim tüm toplumda yayılır işte o zaman sağlıklı bir toplumdan bahsedilebilir. İnsanların bilimsel olarak üreyebilecekleri ve karşılıklı rızayla boşanmayı savunan dergiler de çıkacak belki diyor. Reklamların tüketim kültürünün bir aracı olduğunu, insanların istemedikleri şeyleri almaya ikna etme etme bilimi olduğunu, kapitalizmin yıkıcılığıyla yarattığı mezarların tam göbeğinde olduğu ve tek bir çeşit yetecekken, gösteriş ve caka satmak uğruna aynı şeyin binlerce çeşidi üretmenin getirdiği zaman ve enerji kaybından sert bir dille bahsediyor. Konuşmasından beni etkileyen bir alıntıyı paylaşmak isterim: “Beş kişilik bir ailenin bulaşıklarını yıkamanın günde yarım saat alacağını söylemek makul olacaktır gündelik mesai 10 saatse ülkenin bulaşıklarını yıkamak için -çoğunlukla kadın- yarım milyon iş tutan insan gerekecektir bunun pis usandırıcı insana işkence eden biri olduğunu da unutmayalım kansızlığa, sinir bozukluğuna, çirkin ve hırçın tavırlarına neden oluyor, fuhuşa intihara çılgınlığa yol açıyor; kocaların ayyaş çocukların dejenere olmasına bütün bunların bedene doğal olarak toplum ödüyor. Şimdi de benim özgür topluluklarımdan her birinde bulaşıkları yıkayıp durulan bunu sadece görüntüde değil bilimsel olarak yapan -onları sterilize eden- bizi bütün pis işlerden kurtaran ve zamandan onda dokuz oranında tasarruf etmemizi sağlayan birer makine olduğunu düşünün!” Bu günümüzde de hala devam etmiyor mu her ne kadar teknolojinin gelişmesiyle makineler çoğalsa da ev işini yine kadınlar, halk yapıyor. 1906 da yazılan bir kitabın hala geçerliliğini sürdürmesi tüylerimi diken diken etti. Hakkında yazacağım daha çok şey var. Harika bir yazarla tanıştığım için çok şanslıyım.
Şikago MezbahalarıUpton Sinclair · Sel Yayıncılık · 20261,182 okunma
·
34 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.