Jack London'ın Martin Eden gibi bir başyapıtını okuduktan sonra, Adem'den Önce büyük bir merak uyandırdı bende. London’ın evrim ve ilkel yaşama dair fikirlerini merak ederek başladım okumaya. Ama hayal kırıklığı oldu benim için. Romanın temel fikri ne kadar etkili olsa da, yazarın bu malzemeyi işleme biçimi son derece zayıf kalmış durumda.
Kitap, modern bir insanın rüyaları aracılığıyla tarih öncesi atası Diş'in hayatını deneyimlemesi üzerine kurulu. Ancak London, bu dâhice fikri bir edebi esere dökerken biraz bocalamış. /Spoiler/(Diş sürekli olarak yiyecek arıyor, kavga ediyor ve vahşi hayvanlardan kaçıyor.) Tekrar, tekdüzelik... Başka bir şey okuyamadım. Asla derinlik veya anlam içeren bir kitap değil. Diş ve onun kabilesi sadece ilkel içgüdülerin basit figürleri olarak işleniyor. Her şey bir belgesel taslağı kadar kuru. Olay örgüsü, dönemin bilimsel teorilerini gösterme arzusunun ötesine geçmiyor. Her kısım, okuyucuya ilkel yaşamın zorluğunu kanıtlama çabasında. Okudukça bölümler birbirine benziyor. London’ın o akıp giden, sürükleyici anlatımı asla yok. Kitap boyunca atropolojik bir deneme yazısını okuyorum gibiydi.