·144 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Ekim 2025 02:06 Bu kitap, adını ilk duyduğumda bile bir çelişki hissi yaratmıştı. “Ölmek istiyorum” gibi ağır bir cümlenin, “ama tteokbokki yemek istiyorum” kadar sıradan bir arzuyla yan yana gelmesi, aslında hayatın kendisini anlatıyor. Çünkü çoğu zaman tam da böyleyiz — her şeyden bıkmış, ama yine de yaşamak için küçük bir sebep arayan insanlar.
Baek Sehee, kendi depresyon sürecini saklamadan, süslemeye çalışmadan anlatıyor. Psikiyatristiyle yaptığı gerçek terapi konuşmaları, bir kitap sayfasından çok bir iç döküş gibi. Okurken yazarın yerine geçip kendi iç sesinle yüzleşiyorsun; “Ben de böyle hissettim” dediğin cümleler birden çoğalıyor.
Kitabın en çarpıcı yanı ise umudu büyük laflarda değil, küçük şeylerde bulması. Bir yemeğin kokusunda, bir gün ışığında, ya da sessiz bir yürüyüşte… Yazarın duygusal iniş çıkışları seni yormuyor, aksine insana iyi geliyor; çünkü en karanlık yerinde bile bir sıcaklık, bir “yaşamak isteği” kalıyor.
Bence bu kitap, depresyonu anlatan bir metinden çok, “nasıl insan olunur”un sessiz bir rehberi. Kırılgan olmanın, yorgun hissetmenin utanılacak bir şey olmadığını gösteriyor. Ve belki de en güzel yanı: Hayatta kalmanın bazen yalnızca bir tabak tteokbokki istemek kadar basit olabileceğini hatırlatıyor.