D. N. Archeron'un Unutulmuş Büyüler ve Terk Edilmiş Öyküler kitabı, ismiyle bile bir nostalji ve hüzün hissi taşıyor. Fantastik ögelerle dokunmuş, 15 kadar kısa hikâyeden oluşan kitap, bir ozan ve ona hikâyelerini anlatan Peri Kraliçe’nin etrafında şekilleniyor. Kitap, ilk bakışta bu çerçeve hikâyenin (ozan ile peri kraliçenin diyaloglarının) her öyküye yön vereceği izlenimini verse de, okudukça bunun çok daha dağınık ve parçalı bir yapıya sahip olduğu anlaşılıyor.
Kitapta Peri Kraliçe, ozana birçok öykü anlatıyor. Ancak bu öyküler tek bir evrende geçmiyor; aksine birbirinden tamamen farklı dünyalarda, zamanlarda ve atmosferlerde dolaşıyor.
Bir hikâyede kendinizi Salem cadı mahkemelerinde bulurken, diğerinde modern bir Avrupa şehrinde arabalarla, sokak lambalarıyla karşılaşabiliyorsunuz. Sonraki bir öyküde ejderhalar, şövalyeler ve eski krallıklar karşınıza çıkıyor; bir diğerinde ise neredeyse gerçek dünyaya ait, büyüden tamamen uzak bir anlatı var.
Bu çeşitlilik, tematik olarak zengin bir yelpaze sunsa da, ana çerçeveyle (Peri Kraliçe’nin ozana anlattığı hikâyeler fikriyle) tam olarak örtüşmüyor. Bazı öyküleri de doğrudan kahramanın kendi ağzından anlatılıyor, bu da Peri Kraliçe’nin anlatıcı olduğu fikrini zedeliyor ve yapısal bir tutarsızlık hissi yaratıyor.
Başlıktaki "Unutulmuş Büyüler" ifadesi okuyucuda güçlü bir sihir ve kadim gizem beklentisi uyandırıyor. Ancak hikâyelerin çoğunda belirgin bir “büyü” unsuru bulunmuyor. Buna karşılık "Terk Edilmiş Öyküler" kısmı çok daha anlamlı duruyor zira kitap genel olarak unutulmuşluk, yalnızlık, yarım kalmışlık ve anlatılmaya değer küçük hikâyeler üzerine kurulu. Bazı öyküler kadim kavramlardan, efsanevi güçlerden bahsetse de, bu kadimlik duygusu her zaman okura geçmiyor; bazen sıradan olaylar gibi kalıyor. Yine de bazı hikâyelerdeki atmosfer, özellikle elfler, ejderhalar veya birbirine dokunan karakterlerin yer aldığı bölümler, kitabın en güçlü yanlarını oluşturuyor.
Yazarın dili sade ve akıcı. Gereksiz mecazlara, abartılı betimlemelere sapmadan anlatmak istediğini doğrudan veriyor. Bu da kitabı her yaştan okura hitap eder hale getiriyor.
Ancak bazı öykülerde içsel düşünceler fazlalaşarak temponun düşmesine neden oluyor. Bazı hikâyeler ise oldukça ilgi çekici başlayıp tam zirvede son buluyor; okuyucu “keşke biraz daha devam etseydi” hissine kapılıyor. Bu açıdan kitap, kısa hikâyelerin doğasında olan o “yarım kalmış tat” hissini fazlasıyla hissettiriyor ama bazı okurlar için bu tat eksiklik olarak da algılanabilir.
Unutulmuş Büyüler ve Terk Edilmiş Öyküler, genç bir yazarın samimi, duygusal ve çok evrenli bir anlatı denemesi. Sade anlatımı, naif dili ve duygusal tonuyla okunmaya değer bir kitap. Fantastik türün atmosferini seven, kısa hikâyelerde anlam arayan okurlar için keyifli bir deneyim olabilir.
Kitabı bana hediye eden Guardian Yayınları'na teşekkür ederim. Merak ettiğim bir yazarı sonunda tanımış oldum. Fırsatım olursa Damla N. Archeron'un diğer kitaplarını da okumayı isterim.