“Mahzendeki Sır” kurgusunu çok beğendiğim bir çocuk romanı oldu.
Hikâyede Poyraz ve Selim adında iki arkadaşın başından geçen olayları okuyoruz. Poyraz daha hareketli ve özgüveni yüksek bir çocukken, Selim ise heyecanlandığında kekeleyen, daha duygusal bir çocuk. İkilinin zıtlıklarına rağmen aralarındaki dostluk, hikâyeye sıcak bir samimiyet katıyor.
Poyraz’ın kendisine “Kiraz kuşum” diyen çok sevdiği bir dedesi var. Dedesinin hastalığına çok üzüldüğünden onun için bir şeyler yapmak isterken parapleji rahatsızlığı olan arkadaşları Göktuğ’a istemeden bir hata yaparlar. Bunun üzerine Türkçe öğretmenleri Nazif Bey, onlara hem Göktuğ’dan özür dilemelerine hem de kendilerini geliştirmelerine yardımcı olacak bir görev verir: Yunus Emre’nin şiirlerini tahlil edip anlamak ve sınıfta tanıtmak. Bu süreçte İnternetten hazır bilgi almaları yasaktır, sadece sözlük kullanabilirler. Kendileri için yapılması imkansız bu ödevi yapmaya çalışırken okulun deposunda buldukları gizemli bir sandık ve içindeki kask sayesinde, kendilerini bir anda Yunus Emre’nin döneminde bulurlar!
Uzay Zaman Geometrisi alanında yapılan bir çalışma, geçmişe yolculuk deneyleri, bozulmuş kasklar ve kaybolan altı kask… Bu gizemli bağlantı, hikâyeye bilim kurgu havası katıyor.
Yunus Emre’nin yaşadığı döneme yapılan bu yolculuk, hem eğlenceli hem öğretici bir serüvene dönüşüyor. Çocuklar hem Yunus Emre’yi tanıyor, hem de sevgi, dostluk, empati ve anlayış kavramlarını içselleştiriyorlar.
Mahzendeki Sır, 6. sınıf üstü öğrencilerinin severek okuyacağı, Yunus Emre’yi tanımalarına ve değerlerimizi anlamalarına katkı sağlayacak bir roman. Bu açıdan çok çok beğendiğim bir kitap oldu.
Umarım yazar, seriye aynı güzellikte, farklı değerli isimleri konu alan yeni yolculuklar ile devam eder.