Puan vermedi·324 syf.··Beğendi
· Kitapta sabık Sultan II. Abdülhamid’in Selanik’teki sürgün dönemi anlatılıyor. Sabıklık ile öksüzlük, vehim ile iç hesaplaşma ve tüm bunların sonunda kendini ibra etme ihtiyacına gebe bir “hâl edilmişlik” hâli. Abdülhamid’e bakıldığında, üstüne gömlek gibi giydiği sıfatların ve unvanların insanlığının önüne geçtiği; oysa onun yalnızca insan olarak anlaşılma kaygısında olduğu görülüyor.
Çok gariptir ki; tarihî kimliklerin ve yüksek statülerin insan olduğunu göz ardı etmek kendiliğinden bir eğilimdir. Düzendeki gidişattaki tüm mutsuzlukların kaynağını da onlara dayandırırız. Oysa herkes içinde bir öksüzlük barındırır ve anasının bırakıldığı yerden dokunulmak ister. Oysa herkes ilk baktığında görünenden daha fazla, daha kompleks ve daha insandır.
Zülfü Livaneli bu işin altından her zamanki gibi iyi kalkarak dokunaklı bir eser bırakmış. Kaplan metaforu gibi, kitaba da ismini veren bu zengin sembolizmin özellikle gidişat ve sonuç bölümlerinde daha yoğun işlenmesini isterdim. Ayrıca, genel öykünün içine zaman zaman kendiliğinden yedirilmeye çalışılmış gibi duran Mustafa Kemal bölümlerinin yer yer zorlama kaldığını ve bu çabanın fazlaca görünür hâle geldiğini söyleyebilirim.