Bir Garip Tarih: Yakın Tarihin İslami Bir Eleştirisi
Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, İslam tarihi ve medeniyetine dair derinlemesine eserler kaleme alan bir akademisyen olarak, Türk okuyucuya modern tarihin tartışmalı sayfalarını İslami bir mercekle sunuyor: Bir Garip Tarih. Beyan Yayınları'ndan 1993 yılında yayımlanan bu 135 sayfalık inceleme, ISBN numarası 9789754730609 olan eserde, yazarın belge temelli yaklaşımıyla yakın tarihimizin "tahrif edilmiş" yönlerini sorguluyor. Sırma, Siirt doğumlu bir ilahiyatçı ve tarihçi kimliğiyle, eserlerinde sıkça işlediği sömürü mekanizmaları, İslam birliği ve kültürel erozyon temalarını burada da ustalıkla örüyor. Kitap, sadece bir tarih derlemesi değil; günümüz Türkiye'sine bir uyarı niteliğinde, resmi anlatıların ötesinde bir gerçeklik arayışı.Eser, yakın Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemine dair çeşitli belgelerin değerlendirilmesinden oluşuyor. Yazarın önsözünde belirttiği gibi, "Sizlere takdim etmeye çalıştığımız bu kitapçık, yakın tarihimizin değişik olaylarıyla ilgili bazı belgelerin değerlendirilmesinden ibarettir. Çalışmamızın birinci amacı, bize birçok yönleri yanlış anlatılmış olan yakın tarihimizin hiç olmazsa bir iki yönünün gerçek yüzünü ortaya koymak; ikinci amacı ise, bu konular üzerinde ayrıntılı olarak çalışacak araştırmacılara biraz olsun malzeme sunmaktır."
Bu çerçevede, kitap Tanzimat'tan Harf Devrimi'ne uzanan bir yelpazede, reformların arkasındaki anti-İslami niyetleri ifşa etmeyi hedefliyor. Ana gövde, kısa bölümler halinde yapılandırılmış: II. Abdülhamid'in tahttan indirilmesi (1909), Hilafet'in kaldırılması (1924), vakıf mallarının gaspı (1924-1926), Lozan Antlaşması'ndaki tavizler (1923) ve Latin alfabesine geçiş (1928) gibi olaylar, orijinal Osmanlıca belgelerle desteklenerek ele alınıyor. Örneğin, Abdülhamid'in azli, gayrimüslim mebusların (Ermeni, Rum, Yahudi) oylarıyla gerçekleşen bir "ikiyüzlülük" olarak tasvir ediliyor; Şeyhülislam Ziyauddin Efendi'den alınan fetvanın zorla çıkarıldığı iddia ediliyor. Hilafet'in kaldırılması ise, Saruhan mebusu Vasıf Bey'in 1924 bütçe konuşmasındaki "gereksiz" nitelemesiyle bağlanıyor –konuşmanın tam metni kitapta yer alıyor– ve bu adımın Kur'an ile Sünnet'i devre dışı bırakarak "tanrısız bir nesil" yarattığı vurgulanıyor. Vakıf meselesi ise, Müslüman vakıfların ucuza satılıp gayrimüslimlerin dokunulmaz bırakılması üzerinden, Tanzimat'tan beri süren bir sömürü zinciri olarak resmediliyor.Sırma'nın perspektifi, revizyonist bir İslami tarihçilikle şekilleniyor: Tanzimat ve Islahat Fermanı'nı (1839-1856) gayrimüslimlere ayrıcalık veren, Patrikhane'yi Bizans'ı canlandırma aracı haline getiren bir "devlet terörü" olarak görüyor. İttihad ve Terakki'yi özgürlük vaadiyle İslam'a düşmanlık eden bir yapıya benzetiyor; Lozan'da İsmet İnönü'nün Patrikhane'ye taviz vermesini ise "bela" olarak nitelendiriyor. Batılı düşünürler gibi Toynbee ve Spengler'in medeniyet çöküşü teorilerine karşı, İslam birliğinin (örneğin Gandhi'nin 1919 Hilafet Konferansı'ndaki rolü) sömürgecilere karşı bir kalkan olabileceğini savunuyor. Kitap, bu olayları "Allah'ın ahkâmlarının tatbikatına yardım" emriyle (Kur'an, Tevbe 111) bağlayarak, tarihî süreci manevi bir mücadele olarak yorumluyor. Madraselerin kapatılması ve alfabe değişikliği, kültürel bir "soykırım" olarak ele alınıyor: Arap harflerinin yasaklanması, nesilleri atalarının eserlerinden kopararak "top yekûn bir cehalet dönemine" sürüklemiş.Yazarın üslubu, akademik bir titizlikle popüler bir erişilebilirliği dengeleyen nitelikte. Belgeler ve alıntılar (Osmanlıca metinler dahil) eserin bel kemiğini oluştururken, kısa bölümler okuyucuyu boğmadan ilerletiyor. Ancak, Osmanlıca kısımlar modern okuyucu için zorlayıcı olabilir; Sırma, bu belgeleri "gerçek yüzü ortaya koymak" için vazgeçilmez görüyor. Eleştirel açıdan, kitap resmi tarih anlatısını güçlü bir şekilde sorguluyor –örneğin, vakıf gaspının sadece Müslüman kurumları hedef aldığı, İslam Ansiklopedisi'ne atıfla belgeleniyor– ve araştırmacılara malzeme sunma vaadini tutuyor.
Yine de, bazı eleştirmenlere göre bu yaklaşım, olayları aşırı İslami bir filtreyle idealize edebilir; seküler reformların karmaşık sosyo-ekonomik bağlamı yeterince irdelenmiyor.
Sonuç olarak, Bir Garip Tarih, sadece bir belge derlemesi değil, yakın tarihin "garip" yüzüne bir ayna tutan bir manifesto. Sırma, "tarih insanların değil, Allah'ın iradesine göre oluşuyordu" diye özetleyebileceğimiz bir bakışla, okuyucuyu İslamî şuuru yeniden kazanmaya davet ediyor. Bu eser, resmi anlatılara şüpheyle yaklaşanlar için vazgeçilmez; kısa hacmine rağmen, derin sorgulamalar uyandırıyor. Tarih meraklılarına ve İslami düşünceye ilgi duyanlara gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.