·320 syf.····Okunma: 15 Ekim 2025 20:41 Bu kitabı beğenmek istedim. Vegan değilim, ancak bazı noktalarda veganlara katılıyorum ve bu dünya görüşünü daha iyi anlamak istedim. Sanırım yanlış kitabı seçmişim. Ed Winters (Earthling Ed) kitabına "bu kitabı vegan olmayanlar için de yazıyorum, amacım kimseyi şeytanlaştırmak değil" diye giriş yapıyor. Birkaç sayfa sonra da hayvansal yiyeceklerin tadından zevk alanları, kurbanının acısından ve bedeninden zevk alan faillerle kıyaslıyor. Sanırım vegan olmayanlara açık açık tecavüzcü demediği, sadece ima ettiği için teşekkür etmemiz lazım? Ancak bu, kitapla ilgili en büyük şikayetlerimin yanında solda sıfır kalır; tutarsız ve manipülatif, güvenilmez ve ikiyüzlü. Bu dediklerimi açıklamak istiyorum.
Kitap bilimsel hatalarla dolu. Mesela insanların beyninin bu kadar gelişmesinin nedenini patates yememize bağlıyor. İnsanların beyni yüz binlerce yıldır gelişmiş halde, patatesler sadece 15 bin yıldır var (patateslerin dünyaya yayılmasının son 500 yılda olduğundan bahsetmiyorum bile). Tarihten bahsederken ilk insanların pek et yemediğini, çoğunlukla sadece bitki ve bulabilirlerse kemik iliği yediğini söyledikten sonra hemen tarımın keşfine ve bundan doğan hayvancılığın keşfine geçiyor. Aradaki binlerce yıldan ve insanlığın avlanmasından bahsetmiyor. Çünkü Ed Winters vegan aktivistinden çok münazaracı ve “kanıt”larını cımbızla seçiyor. Bunlara ek olarak kitapta beni en çok hayal kırıklığına uğratan, araştırmaların sıklıkla yanlış tasvir edilmesi oldu. Buna birkaç örnek vermek gerekirse:
1. Bir yerde hayvanların otlatılmasının çevreye zarar verdiğinin bir örneği olarak “Hayvan otlatmasının durdurulması, dağlık bölgelerde üreyen kuş türlerinin sayısını artırdı,” diyor. Ancak buna kaynak gösterdiği çalışmaya bakılınca, bu tür sayısı artımının sadece belli bir zaman aralığında ve koşullarda görüldüğü, ayrıca araştırmanın asıl odak konusu olan kuşların üreme başarısının ise otlatmadan genel olarak etkilenmediği, hatta bazı türlerin olumlu etkilendiğini görüyoruz.
2. Başka bir yerde de "1530 araştırmayı inceleyen" bir meta-analizden bahsediyor. Ancak bu çalışmaya baktığımızda fark ediyoruz ki 1530 çalışmadan, metodolojik kriterler sonucu sadece 570'i değerlendirilmiş. Ed ya bu çalışmayı düzgün okumadı ya da abartının gücü ile okuyucuyu ikna etmeyi umuyor.
3. Hayvancılığın dünyadaki tatlı su tüketiminin üçte birini oluşturduğunu iddia ediyor. Buna kaynak olarak gösterdiği araştırma aslında tatlı su tüketimi değil tatlı su ayak izini ele alıyor, ve diyor ki hayvancılıkta kullanılan suyun büyük çoğunluğu yeşil su, yani sürdürülebilir su. Bunu "tatlı su tüketimi" olarak tasvir etmek yanlış. Ayrıca aynı çalışmada tarımın, insanlığın tatlı su ayak izinin %92’sini oluşturduğunu ve bunun üçte birinin hayvancılıktan kaynaklandığı yazıyor; yani kalan üçte ikisi tarım yüzünden. Ancak Ed tabii bundan bahsetmiyor.
4. “Etsiz burgerlerin kırmızı etli burgerlere kıyasla daha düşük kardiyovasküler risk faktörleri vardır” iddiasına kaynak gösterdiği çalışmada sadece 36 kişi incelenmiş, ve o da çok tartışma konusu olan, yeni çalışmalar ışığında hastalıklarla aslında pek ilişkilendirilemeyen TMAO'ya bakmış.
5. İskemik kalp hastalığı ölümlerinin %70’inin meyve, sebze, kuruyemiş ve tam tahıllara daha çok odaklanan beslenmeyle önlenebileceğini söylüyor. Bu doğru olabilir, ancak gözden kaçırdığı (ya da göz ardı ettiği) bir şey; buna kaynak olarak gösterdiği çalışmanın araştırmacıları, dediklerine ek olarak işlenmiş gıdalardan kaçınmayı ve balık yemeyi öneriyor.
6. Soyanın %90’ını hayvanlar yiyor diyor, ancak verdiği kaynakta soya yağının %99’ının insanlar tarafından tüketildiğini, kalan küspenin hayvan yemlerine konulduğu söyleniyor -yani insan tüketimi için pek de iyi olmayan kısmının.
Bu gibi tutarsızlıklar kitabı okurken beni sinir etti, sanki yazar birinin gerçekten verdiği kaynaklara bakabileceğini düşünmemiş, kendi dediğini hemen kabul edeceğine çok güvenmiş gibiydi. Bunlar okuyucuyu yanlış yönlendiriyor. En büyük örnek ise; kitapta, "IARC (WHO) 800 çalışmaya bakarak kırmızı eti grup 2A karsinojen ilan etti" diyor. Hatta bu rapora karşı çıkan birini örnek gösterip “800’den fazla çalışmanın analizini sunmadı ki” diye alay ediyor. İşin komiği kendisi de pek bakmamış galiba, çünkü burada aslında 800 çalışmadan sadece 29’una bakılıyor ve bu 29 çalışmanın 15’inde kanser ile kırmızı et arasında bir bağlantı bulunamıyor. Zaten bu IARC raporun kendisinde bile kırmızı et ve kanser bağlantısının henüz belirlenmediği yazıyordu. O kadar ki Gordon Guyatt, ‘kanıta dayalı tıp’ terimini ortaya atan doktor, bu raporu kınayan bir yazı yayımladı.
Başka bir sorun ise kaynaklarının yozlaşmış gruplarla dolu olması. “Veganlık sağlıklı değil” diyenlere Academy of Nutriton and Dietetics’in vegan diyeti savunmasını gösteriyor. AND, Seventh-Day Adventist Kilisesi olarak bilinen, dini sebeplerden dolayı et yemeyi yasaklayan bir mezhep tarafından kuruldu. Ayrıca Bayer gibi tarım şirketleriyle ve Kellogg’s, Nestlé, Coca-Cola gibi işlenmiş gıda şirketleriyle bağlantılı. Diğer gösterdiği hemfikir derneklere bakarsak: British Dietetic Association ile Mayo Clinic kaynak olarak AND’yi gösteriyor, Dietitians of Canada bu konudaki raporunu AND ile beraber yazmış, Harvard Medical School hiç kaynak göstermiyor ve kendileri çıkar çatışması göstermemeleriyle şöhretli bir kuruluş (en büyük örnek 1960’larda şeker şirketlerinden rüşvet almaları). İlginç (!) bir şekilde vegan diyetinde yeterli besin alınamayacağını/diyetin riskli olduğunu öne süren sağlık kuruluşlarından hiç bahsetmiyor.
Kaynaklarında bolca The Guardian’ı gösteriyor, vegan yanlısı olmakla bilinen ve bitki bazlı gıda şirketine (Impossible Foods) yatırım yapmış kuruluşlardan bağış alan bir haber şirketi. Başka sık gösterdiği bir site ise Our World in Data, sahte et şirketlerine yatırım yapmış olan milyarder Bill Gates tarafından destekleniyor. Bu site aslında verileri toplamıyor, sadece başka yerden alıyor ve yorumluyor. Üstelik uzmanlar tarafından denetlenmiş (peer-reviewed) de değil.
EAT-Lancet sağlık diyetini övüyor; ‘insanlar %80 daha az et yesin, yumurta-süt ürünleri isteğe bağlı olmalı ve en sağlıklısı bitki bazlı beslenmek’ diyen bir diyet. Çok ilginç, bu EAT kuruluşu FReSH’i kurdu, bu platformun üyeliğinde ise dünyanın en büyük işlenmiş gıda şirketleri (mesela Nestlé, Unilever, Kellogg’s) ve pestisit satan tarım şirketleri (Bayer Crop, BASF, Syngenta) bulunuyor.
Hayvansal ürünlerin dengeli beslenmenin bir parçası olduğu fikrinin hayvancılık şirketleri tarafından ortaya atıldığını söylüyor. Bunun için gösterdiği “kaynak”; The Vegan Society’nin böyle bir iddası üzerine çıkan bir haber, ayrıca bu iddiayı da kanıtlayamamışlar bile!
Veganlığı savunan bir kitabın hayvansal ürünleri ve endüstrilerini eleştirmesini tabii ki anlıyorum, anlayamadığım şey ise aynı eleştirel düşünmenin çeyreğini bile tarım (ve işlenmiş gıda) endüstrisi için kullanmaması. Hayvan endüstrindeki insan hakları ihlallerinden bahsediyor (bahsetmeli de!) ancak tarım endüstrisindeki insan hakları ihlallerinden, tarım faaliyetlerinin biyo-çeşitliliğe ne kadar zarar verdiğinden hiç bahsetmiyor. “Televizyonda sürekli hayvansal ürünlerin reklamları çıkıyor, en son ne zaman sebze-meyve reklamı gördünüz?“ diyor. Reklamların büyük bir çoğunluğunun fast food olduğunu göz ardı etmesi çok komik geldi, şüphesiz bu et reklamlarının çoğu çiftçi-kasapların değil McDonalds’ın. Neden aburcuburlar ve kahvaltılık gevrek gibi ürünlerin reklamlarını hiç düşünmüyor? Onları vegandan saymıyor mu? “Amerika’daki en büyük 10 et şirketi 20 yılda siyasi kampanyalar için 26 milyon dolar, genel lobiciliğe 100 milyon dolardan fazla harcadı” diyor. Ufak bir araştırmayla Amerika’daki en büyük 5 (10 değil bile) bitki-temelli gıda şirketinin, lobiciliğe 285 milyon dolar harcadığını görüyorum. Tabii Ed buna değinmiyor.
İkiyüzlülükten de geri kalmıyor; lifin faydaları gibi şeylerden bahsederken USDA‘yı kaynak gösteriyor (ya da onu kaynak gösteren araştırmaları kullanıyor). Ancak USDA süt ürünlerini tüketin deyince, USDA’nın süt tüketimini teşvik eden reklamları oluşturduğundan bahsedip bu kurumu yermeye başlıyor. Başka bir örnek vermek gerekirse; “sağlıksız bir vegan olmak da mümkün; vegan burgerler, ‘tavuk’lar ve dondurmalarla” diyor. Bilmeyenler için söyleyeyim; Ed Winters, bunların hepsini menüsünde barındıran bir vegan lokantası sahibi. Ayrıca kendisini finanse eden ve popülerliğini artıran kuruluş, hayvan haklarını kâr elde etmek için kullandığını kabul etmekle kalmıyor; zararlı pestisit üreten şirketlerden, sahte et satan işlenmiş gıda şirketlerine kadar birçok kuruluşla iş birliği yapıyor. Eminim ki, eğer et yemeyi destekleyen bir fenomenin böyle bağlantıları olsaydı, Ed bunu gündeme getirmek için her şeyi yapardı.
İncelememin başlarında Ed’in münazaracı olduğuna değindim, ancak iyi bir münazaracı da değil; argümanları bence genellikle yüzeysel kalıyor. Bir konudan uzun uzun bahsettikten sonra buna karşı gelebilecek bir argümanı bir iki cümleyle geçiştiriyor. Sanki okuyucuyu aptal yerine koyuyor. Mesela, uzun uzun hayvan endüstrisindeki acımasızlıklardan bahsediyor (ki sanıyorum herkes katılır bu fikre) ancak sonrasında mera hayvancılığını hiç tartışmadan "yine de hayvan öldürüyorlar yani yanlış" diye konuyu kapatıyor. Çevre bilincine sahip arkadaşlarının soya tarımının Amazon yağmur ormanlarını yok ettiğini konuşmasından bahsediyor, sonra bunu “ama asıl en çok soyayı hayvanlar yiyor” diyerek geçiştiriyor. (Sanki kendisi paragraflarca soyayı övmemiş ve veganlara satılan sahte etler çoğunlukla soyadan yapılmıyormuş gibi). Hayvanların otlatıldığı yerlere insanlar için ekin ekmenin daha iyi olacağından bahsediyor, sonra da "gerçi bu otlakların çoğu tarıma elverişli değil" diyerek kendi tezini çürütüyor. Bir alternatif olarak sürdürülebilir avcılığı tamamen görmezden gelip kibirli bir tavırla “kendiniz hayvan öldüremezsiniz ama öldürmesi için başkasına para verip yersiniz" diyor.
Bu yüzeyselliği beslenme üzerine olan bölümde de bariz. Teker teker veganlarda hangi besinlerin eksik kalabileceğinden ve bunların nasıl hayvansal ürünleri kullanmadan alınabileceğinden bahsediyor. Ancak bu kısımda A vitamini, B6 vitamini, çinko minerali gibi besinlerden, bitkilerdeki bazı besinlerin biyoyararlanımının hayvansal ürünlere göre çok daha düşük olmasından bahsetmiyor. Sadece bir kere bitkilerdeki (non-hem) demirin daha zor emildiğini itiraf ediyor, bunun da “bu yüzden bu tarz demirin fazlası vücutta daha iyi düzenlenir” diyerek güzellemesini yapıyor. Her 4 kadından birinde demir eksikliği olduğu göz önünde bulundurulunca bunun büyük bir sorun olduğunu düşünemiyorum. Sonra da bitkilerden alınamayacak (ya da az alınabilecek) besinleri de “takviye alın yeter” diye geçiştiriyor; takviyeler normal gıdanın yerini tutar mı, herkes karşılayabilir mi, sağlık riskleri olabilir mi diye hiç düşünmeden.
Artık kitaptaki bazı önermeler ve savunmalar beni okurken güldürmeye bile başlamıştı. Yerli tarımdan yemenin çevre için daha iyi olmadığını öne sürüyor, örnek olarak da "İspanya’da yetiştirilen domatesi almak, İsveç’ten almaktan iyidir" diyen İsveçli bir araştırmayı gösteriyor. Bunu okuyunca gözlerime inanamadım, sanki hem yerli hem de bulunduğu yerin iklimine uygun besinleri almayı savunan hiçbir uzmanı okumamış gibi, biraz olsun kendi hayatına karşı çıkan bir fikri kötüleyebilmek için elinden geleni ardına koymamış gibi. Konuyu hep işine gelen kısımları ele alıp anlatmasının başka bir göstergesi ise, otlatılan hayvanların gübrelemesinden bahsederken toprak sağlığından, bunun aslında çevre için yararlı olmasından bahsetmiyor, bunun yerine gübrenin saldığı metanın çevreye zararlı olmasına odaklanıyor. Sonra kitabın sonlarında bitki bazlı sütlere yasal olarak ‘süt’ denilemediğinden şikayet ediyor ki gülmeden edemedim. Neden bu bir sorun?
Bu gereksiz uzun incelememi özetlemek gerekirse; This Is Vegan Propaganda beklentimi karşılayamadı. İddia ettiği gibi okuyucuyu veganlıkla ilgili bilgilendirmek ve bir tartışma alanı açmak için yazılmış bir kitap değil de, yönlendirmek ve kutuplaştırmak için yazılmış bir propaganda metni gibi hissettirdi. Nüans yoktu, bilimsel güvenirliği azdı, karşıt görüşleri ya çarpıtıyor ya da görmezden geliyordu. Böyle bir kitap, biraz olsun dikkatli okuyan birini veganlıktan daha da uzaklaştırmak dışında bir işe yaramıyor.