SPOİLER UYARISI.(ÇOK AZ DA OLSA)
Kitaptaki kadın karakter, bana göre yaşamı boyunca kendisini gerçekten anlayacak biriyle konuşmayı beklemiş. İçinde taşıdığı büyük ızdırabı birine anlatmak ve bu şekilde bir tür arınma yaşamak istiyor. Ancak onu eleştirdiğim nokta şu: Kadın, yalnızca iki gün tanıdığı bir adam uğruna kocasını ve iki genç kızını arkasında bırakmayı doğru buluyor. Bu kararı doğru bulmasının nedeni ise, geçmişte kendisinin de benzer bir şeyi yapmayı istemiş olması. O zaman bunu başaramamış ama zihninin derinlerinde bu arzuyu hep taşımış. Yıllar sonra aynı davranışı başka bir kadında görünce, sanki kendi iç dünyasında yıllardır bastırdığı duygulara bir haklılık payı buluyor. Aslında kadın, bilinç düzeyinde bu davranışı reddediyor gibi görünse de, vicdanının derinliklerinde hatalı olduğunu biliyor. Bu nedenle yaptığı şey yalnızca duygusal bir karar değil; aynı zamanda kendi geçmişini aklama çabası. Oysa ne toplumsal normlar ne de temel ahlaki değerler bu davranışı kabul edebilir. Kitapta geçen diyaloglarda da bu açıkça görülüyor. Kadın, içsel tutkusuyla ahlaki sorumluluğu arasında kalıyor ve bu çatışma, onun karakterindeki zayıflığın en belirgin göstergesi hâline geliyor.
Benim için güzel bir deneyim oldu. Stefan Zweig'den devam.