Puan vermedi·256 syf.····Okunma: 19 Ekim 2025 16:31 Bir proje kapsamında ‘ödev’ olarak verilen bu kitabı okumak beni çok yordu. Okurken dikkat gerektiren, önemli yerleri gözden kaçırmamak gereken bir kitaptı. Özetini çıkarmam gerektiği için, incelemeden ziyade bende buraya özetini bırakacağım.
Yazar Prof. Dr. Doğan AKSAN bu eseri ile bu alanda araştırma yapacak olan ya da bu alan ile ilgili ilgili olacak olanlara harika bir kaynak kitap yazdığını belirtmek isterim. Türk dilinin zenginliğini ve derinliğini keşfetmek isteyenler için önemli bir başvuru niteliğinde kaynaktır.
Aksan, Türkçenin söz varlığını analiz ederken dilin geçmişten günümüze nasıl everildiğini, kökenlerini ve dilsel zenginliğini keşfeder. Aksan, Türkçenin tarihsel süreç içerisindeki değişimlerini ve bu değişimlerin toplumsal, kültürel ve coğrafi etkilerini de inceler.
Aksan, bu eserinde Türk dilinin dönemsel evrimini, yabancı dil etkilerini, kelime türetme süreçlerini ve dildeki farklı lehçeleri tartışarak, okuyucusuna Türkçenin dilbilimsel yapısına derin bir bakış açısı sunar.
Hangi kısmını eklemesem üzüleceğim ancak Türk dinin söz bilimleriyle ilgili gözlemler ve saptamalarını başlık başlık değinmeye çalışacağım.
KÖKTÜRKÇENİN SÖZ VARLIĞI
Türkçenin elimizde bulunan en eski yazılı kaynağı Köktürk yazıtlarıdır. VIII. ‘da yazılmıştır. Köktürk yazıtlarında saptanan özellikler şöyledir;
-Türkçenin eldeki bu en eski ürünleri tek tek 900 kadar sözcüğü içeren, konuları sınırlı yazıtlar olduğu halde yalnız somut kavramlar açısından değil, soyut kavramlar açısından da zengin bir dil niteliği göstermektedir
-Yazıtlarda görülen ve bizim “ileri öğeler” olarak adlandırdığımız kimi sözcükler, yazıtlarda geçmeyen, ancak o dönemde yaşadığı anlaşılan kimi sözcüklerin varlığını ortaya koymaktadır.
-Türkçenin ilginç bir özelliği olan ikilemelerin o dönemde de çok yaygın biçimde kullanıldığı görülmektedir; bugünkü gibi, anlatıma güç kazandıran birer öğe olduğu anlaşılmaktadır.
-Ancak birtakım anlam olayları sonucunda, uzun yıllar içinde meydana gelebilen çokanlamlılık, yazıtların dilinde de yaygın bir biçimde kendini göstermektedir.
-Bugünkü Türkiye Türkçesinde olduğu gibi birbirine an lamca çok yaklaşmış ve ancak çok uzun bir süre içinde oluşabilen “yakın eşanlamlılar” Köktürk metinlerinde de karşımıza çıkmakta, uzun bir anlam değişmesi sürecinin geride bırakıldığını ortaya koymaktadır.
-Bu özelliklere ek olarak birtakım karşıt anlamlıların kullanılmasıyla, çeşitli aktarmalarla, söz sanatlarıyla anlatıma güç kazandırıldığı ve bir sanatlı destansı dilin ortaya konduğu görülmektedir.
UYGUR DÖNEMİNİN SÖZ VARLIĞI
Uygur Dönemi dendiğinde hepimiz biliriz ki Türklerin yerleşik yaşama geçtiği ve bu dönemde farklı birçok uygarlık ile sıkı ilişkilerin kurulduğu bir dönemdir. Ayrıca Uygur Döneminde bünyesinde bulunan halkın birinden farklı inançları da benimsediği bu dönemde çok yönlü ilişkilerin meydana geldiği, farklı konuların içeren zengin bir yazı dilinin ve farklı dinsel kültürlerin metinleri kalmıştır. Uygur yazı dilinin belirgin niteliklerinden biri gerek Türkçe yazarken gerekse yabancı yapıtları aktarırken dilin türetme olanaklarından olabildiğince yararlanılmış, yabancı kav ramların Türkçeden türetmelerle karşılanmış olmasıdır. Böylelikle somut ve soyut kavramlarla dolu, çok zengin bir sözvarlığı bize kadar gelmiştir. Birkaç örnek verecek olursak;
Bugün ortak dilimizde aş ‘yemek' kökünün türevi olarak ancak aşçı, aşçılık, aşçıbaşı sözcükleri kullanılmakladır. Uygur döneminde aş ’ın yanı sıra, bunun türevleri aşlık ‘mutfak’, aşçı ‘aşçı’, aşlıg ‘yemekli, yemekle donatılmış’ gibi adsoylıı öğeler, ayrıca aşamak ‘yemek”, aşaıımak ‘yemek, yiyip bitirmek’ aşaııturmak ‘yedirmek’ aşatmak ‘yedirmek’ gibi eylemler kullanılıyordu.
KARAHANLI (HAKANİYE) TÜRKÇESİNİN SÖZ VARLIĞI
Karahanlı Devletini kuran Oğuz Türklerinin bize kadar ulaşan yapıtlarla tanıdığımız dillerini yansıtmaktadır. Türklerin X. yüzyılda ilk İslami Türk yazını örnekleri sayılan bu yapıtlar bize, batıya, Sirderya bölgesine doğudan göçen Oğuz boylarıyla orada oturan Oğuz boylarının karışarak oluşturdukları yeni bir yazı dilinin ürünlerini getirmektedir.
Karahanlı Türkçesinin çok önemli isimlerinden biri Kâşgarlı Mahmut’un Divanü Lûgati’tTürk adlı anıtsal yapıtıdır (yazılışı 1068-1072). Karahanlı Türkçesinin o çağdaki dilbilgisini Arapça olarak ve Araplara Türkçeyi öğretmek üzere söz- cükbilgisiyle ve bütün incelikleriyle ortaya koyan, bunu ya parken de pek çok manzum ürünlerden, atasözleri ve deyimlerden örnekler veren, ayrıca o dönemdeki Türk boyları üzerinde bilgiler sunan bir hazinedir.
Köktürk yazıtları ve Divanü Lûgati’tTürk’den sonra yaklaşık 150 yıl sonra yazıldığı ve aynı alanın ürünü olduğu anlaşılan Edip Ahmet bin Mahmut Yükneki’nin yapıtı Atebetü’l Hakâyık (gerçeklerin eşiği) aruz ölçüsüyle kaleme alınmış, eğitici bir ahlâk kitabıdır.
Karahanlı Türkçesi sözcükbilim açısından incelendiğinde bu dönem dilinin zengin bir sözvarlığına sahip bulunduğu görülür. Bu zenginlik bir yandan daha eski evrelerden gelen sözlerin yaşamakla oluşu, bir yandan yeni türetmelere gidilmesi bir yandan da sonradan yerleşen yabancı ögelerin o dönemde daha henüz Türkçelerinin kullanılmakta olmasından ileri gelmektedir.
Daha sonraki dönemlerde Arapça ve Farsçadan alınan ve dile yerleşerek Türkçelerini unutturan yabancı sözcüklerin bir bölümü Karahanlı Türkçesinde yoktur.
Karahanlı Türkçesinde sözvarlığının zenginliğine tanık olan özelliklerden biri, aynı kökten türemiş ve değişik dilbilgisel görevlerdeki çeşitli öğelerin kullanılmakta olmasıdır.
Aşağıda verdiğimiz sözcükler, bu durumun örnekleridir:
kon- Konmak
konat ‘birbirine yanaşan, toplanan insan kümesi’
kondur- ‘kondurmak, oturtmak’
konuk ‘konuk’
konukla- ‘konuk etmek’
konuklaş- ‘birbirine konuk olmak’
konum ‘yurt, konak’
Kıyas örneği oluşturması açısından türetilen kelime örneklerine Uygur dönemine ait bir örnek ile katkı sağlaması açısından;
adın ‘başkaları, başka, biraz başka’
anderen, gibi anlamları veriyor
admmak ‘değişmek, iyileşmek’
adınagu ‘başka,
admçıg ve admsıg ‘başka, daha, başka, Özel, -den başka’
admsıgrak ‘bütünüyle, başka’
admsıgsız ‘değiştirilemez’
admta ‘öte yandan’.
adırt ‘ayrım, ayrı, ayrılık’
adırtlamak ‘ayırmak, tanımak, zihinde çözümlemek, araştırmak’
adırtlanmak ‘araştırılmak’
adırtlıg ‘açık, ayrıntılı, doğru, kesin, tanınmış,
adırtsız ‘ayrımsız, farksız, aynı’
adratmak ‘ayırmak, seçmek’
adn (çatallanmış’
adrok ‘ayrım, ayrımlı, üstünlük, üstünlüğü olan’
adroklug ‘en üstün, ilahi’
adrokrak ‘daha iyi, en iyi’
adroksıız ‘ayrılığı olmayan’
adrumak ‘seçmek’
adrutmak ‘ayrı, ayrılmış olmak’
ESKİ ANADOLU TÜRKÇESİNİN SÖZ VARLIĞI
Türk dili ve yazını çalışmalarında, aşağı yukarı XIII. yüzyıldan XV. yüzyılın ortalarına kadar süren dönemin, Anadolu’da verilen ürünlerin diline genellikle “Eski Anadolu Türkçesi” adı verilmektedir. Bu dönem Eski Türkçeyle daha sonraki Osmanlıca arasında bir geçiş dönemi olmuş, yapılan incelemelerde daha sonraki Osmanlıca evresinden birtakım farklarla ayrıldığı saptanmıştır.
Eski Anadolu Türkçesinden bize, değişik türlerde çeşitli yapıtlar kalmıştır. Ahmet Fakih’ih Çarhname’si, Şeyyat Hamza’nın Yusuf ü Züleyha’sı, Dehhani’nin Şahname’si, Mehmet’in Işkname’si, Dede Korkut Kitabı, Yunus Emre Divanı, Kadı Burhanettin Divanı, Mesut bin Ahmet’in SüheyKü Nevbahar’ı, Kelile ve Dimne çevirisi, Âşıkpaşa’nın yapıtları, Ahmedi, Gülşehri gibi şairlerin ürünleri, XV. yüzyılda Süleyman Çelebi’nin Mevlidi, Şeyhi’nin çeşitli yapıtları, Mercimek Ahmet’in Kabusname çevirisi, Ahmet-i Dai, Ahmet Paşa, Necati gibi şairlerin yapıtları, bunların başlıcalarıdır.
Eski Anadolu Türkçesinin sözvarlığı sözcükbilim açısından incelendiğinde ortaya çıkan özellikleri aşağıda, maddeler halinde göstermek istiyoruz;
- Türkçenin Eski Türkçe evresindeki binlerce sözcüğü bu dönemde de büyük bir değişikliğe uğramadan yaşamlarını sürdürmüştür; Asya’dan gelen sözcüklerin Türkçenin Ana Dolu’daki yeni yazın dilinde yer aldığı gözlemlenmektedir.
- Bu dönemin sözcükbilim açısından dikkati çeken özelliklerinden biri, özellikle başlangıç evresinde ve dinsel konuların ele alındığı metinler dışındaki yapıtlarda yabancı kökenli öğelerin azlığıdır.
- Eski Anadolu Türkçesinde Arapça ve Farsça kavramları karşılamak üzere zengin türetme örnekleriyle de karşılaşmaktayız. Arapçada Tanrının sıfatlarından olan rahman için saklayıcı türetilmiş.
TÜRKİYE TÜRKÇESİNİN SÖZ VARLIĞI
Türkiye Türkçesi, Asya ve Avrupa’da konuşulan pek çok Türk lehçesi içinde Batı ya da kimi araştırıcılarca Güney Batı Grubu olarak anılan grubun içinde bulunmaktadır.
Eski Türkçe adı verilen Köktürk-Uygur döneminden bu günkü Türkiye Türkçesi dediğimiz ortak dile gelinceye kadarki uzun süre içinde dilde doğal olarak birçok bakımlardan çeşitli değişiklikler gerçekleşmiştir. Sözcüklerin ses yapılarını ilgilendiren bunların birkaçına değinecek olursak;
Eski Türkçe döneminde t sesiyle başlayan sözcüklerin birçoğu bugün /d/ ötümlü sesiyle başlar duruma gelmiştir: til (ti!) > dil, tiş > diş, tört > dört, tokuz > dokuz, tegmek > değmek, tamga > damga, tiiemek > dilemek... gibi. Yine Eski Türkçede /t/ sesi içeren ön ünlülü sözcüklerde -bugün hâlâ birçok lehçede eski niteliğini korurken /g/ ye dönüşmüştür: körmek > görmek, kün > gün, küç > güç, kelmek > gelmek, kirü> geri... gibi, /g/ sesi bugün bile birçok lehçe ve ağızlarda değişmemişken Türkiye Türkçesi ortak dilinde /ğ/ olmuştur: tag > dağ, eğri > eğri, ogramak > uğramak, sıgmmak> sığınmak, tegirmen > değirmen., gibi.
TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE KAVRAM ZENGİNLİĞİ VE EŞANLAMLILAR
Yukarıda başlıklarda verdiğimiz dönemlerde detaylara değinmesek de ben Türkiye Türkçesi Döneminde başlıkları vermek ile yetinmek istedim, detaylandırmak uzun uzun anlatmayı gerektirecekti ki yazar zaten bunu yapmış.
1. Renk ve Tonları
2. Akrabalık adları (her bir akraba için bir karşılık vardır)
3. Soyut kavramlar (Çok kelimesi: birçok bol, sayısız , sonsuz, yığın..vs)
4. Eş anlamlılık
ÜRKİYE TÜRKÇESİNDE TERİMLER
Terim, bilim, teknik, sanat, zanaat alanlarının kavramlarını yansıtan dil öğelerine verilen addır. Eğer terimler toplumun bütün kesimlerince tanınıp bilinir, kullanılır duruma gelirse terimliğini yitirmiş sayılabilir. Ancak, ilgili oldukları özel alanların sözlüklerinde yine yer alır. Örneğin radyo, telefon, telgraf, televizyon, enflasyon, demokrasi sözcükleri değişik alanların terimleri oldukları halde hemen her dilde kullanımları genelleştiği için terim olmaktan çıkmış, ancak ilgili oldukları alanların sözlüklerinde yine de yer alan öğelerdendir.
Dil Devrimiyle, eğitim-öğretim terimlerden başlayarak yönetimle, devlet yazışmalarıyla, çeşitli rütbe ve unvanlarla, değişik bilim, sanat, teknik alanlarıyla ilgili terimlerde büyük ölçüde özleştirmeye gidilmiş, bugünkü kuşakların tanımadıkları Osmanlıca uzun tamlamalar bırakarak Türkçe karşılıkları yerleşmiştir. Büyük Atatürk’ün kendi eliyle Türkçeleştirdiği geometri ve matematik terimlerinin yanında Türk Dil Kurumu’nca birçok alanın kavramları üze rinde çalışılarak anlaşılması, kullanılması kolay terimler oluşturulmuştur
TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE DEYİMLER
Her ne kadar her dilin deyim ve atasözleri kendi toplumunun kültürünü, dünya görüşünü, yaşam biçimini yansıtmakta ve kendine özgü anlatım biçimleri göstermekteyse de bu öğelerin bütün dillerde ortak yönleri, nitelikleri bulunmakta, bu alanlarda özellikle bu ortak nitelikler üzerinde durulmaktadır.
Türkiye Türkçesindeki deyimler ve atasözleri üzerindeki çalışmalar bugüne kadar genel olarak bu sözlerin dökümlerini vermek ve anlamlarını açıklamakla sınırlı kalmıştır. Ortak dildeki ve Anadolu ağızlarındaki deyim ve ata sözlerini toplayan ve açıklayan çalışmasında Ömer Asım Aksoy, bunların niteliklerine, birbirlerinden ayrılan yönlerine ve sınıflandırılmalarına da yer vermiştir.
1. Söz Dizimi Açısından
a) Ad Tamlamaları
Kuyruk acısı Sokak süpürgesi Temcit pilavı
Bit yeniği Şeytan çekici Gemi aslanı
Sır küpü Cırcır böceği Şamar oğlanı
b) Sıfat Tamlamaları
Çöpsüz üzüm Demir leblebi Kara çalı
Kirli çıkı İyi kalpli Eli sopalı
Eski kurt Cebi delik Deli fişek
c) Yüklemsel olmayan Sözcük Bağdaştırmaları
Kaşla göz arasında Çat kapı
İğneden ipliğe Dengi dengine
Tepeden tırnağa Şunun şurasında
ç) Eylemlikle Kalıplaşmış Yüklemsel Sözcük Bağdaştırmaları
Kılı kırk yarmak Dört ayak üstüne düşmek
Taşı gediğine koymak Gökte ararken yerde bulmak
Tadı damağında kalmak Har vurup harman savurmak
d)Yüklemli, Tümce Biçiminde Kalıplaşmış Deyimler
Öküz öldü, ortaklık bozuldu
Eski çamlar bardak oldu
Bacak kadar boyu var, türlü türlü huyu var
e) Deyimleşmiş İkilemeler
Paşa paşa Yorgun argın Er geç
Şaka maka Ağır aksak harıl harıl
Derli toplu Tatsız tuzsuz Paldır küldür
2. Anabilim Açısından
a) Benzetmeler
Tereyağından kıl çeker gibi
Kedinin ciğere baktığı gibi
Gözleri kan çanağına dönmek
b) Deyim Aktarması
Pireyi deve yapmak
Kendi yağıyla kavrulmak
Yangına körükle gitmek
c) Ad Aktarması
Dili tutulmak
Ağzını bıçak açmamak
Bir yastıkta kocamak
ç) Çeviri Yoluyla, Kavram Aktarılarak Oluşturulanlar
Gam yemek Kur yapmak Rekor kırmak
Güneşi balçıkla sıvamak Karaborsa
d) Sözcükleri Göndergesel Anlamda Kullanılan, Aynı Zamanda Deyimleştirme Gösteren Kalıplaşmış Anlatım Birimleri
Hizaya gelmek İcabına bakmak
Mide bulandırmak Eli ayağı tutmak
Hesap görmek Geri kalmak
TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE ATASÖZLERİ
1.Söz Dizimi Açısından Atasözleri
a) Yalın Tümce Biçimindeki Atasözleri
Öfke baldan tatlıdır
Balık baştan kokar
Çivi çiviyi söker
b) Girişik Tümce Biçimindeki Atasözleri
Göle su gelinceye kadar kurbağanın gözü patlar
Göz görmeyince gönül katlanır
Canı yanan eşek, attan yürük olur
c) Sıralı Tümce Biçimindeki Atasözleri
Tatlı ye, tatlı söyle
Geçmişe mazi, yenmişe kuzu derler
Görmemiş görmüş, güle güle ölmüş
ç) Sorulu- Yanıtlı, Öykü İçeren Atasözleri
Eşek hoşaftan ne anlar? Suyunu içer, tanesini bırakır.
Öksüz neden güler? Yanılır da güler.
Deveye “inişi mi seversin, yokuşu mu?” demişler, “düze kıran mı girdi” demiş
2. Anlam Açısından
a) Sözcükleri Göndergesel Anlamlarında Olan Atasözleri
Eski dost düşman olmaz
Herkes kendi ölüsü için ağlar
Acıkmış kudurmuştan beterdir.
b) Deyim Aktarmaları (Somutlaştırma türü)
Minareyi çalan kılıfını hazırlar
Mızrak çuvala sığmaz
Bal tutan parmağını yalar.
c) Ad Aktarmaları
Bir dirhem et bin ayıp örter
Çalma elin kapısını, çalarlar kapını
Beylik çeşmeden su içme
Eksiltili Anlatıma Yönelen Atasözleri
Bir inat, bir murat
Ağanın gözü, yiğidin sözü
Bağ bayırda, tarla çayırda
Şiir Öğelerinden Yararlanan Atasözleri
Sakla samanı, gelir zamanı
Sabreden derviş, muradına ermiş
Yaş kesen baş keser
TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE İLİŞKİ SÖZLERİ (KALIP SÖZLER)
Sözvarhğını oluşturan öğeleri tanıtırken değindiğimiz gibi, dilbilimde kalıp sözler ya da ilişki sözleri adı verilen öğeler -tıpkı deyimler ve atasözleri gibi- bir dili konuşan toplumun kültürüne ışık tutmakta, onun inançlarını, insan ilişkilerindeki ayrıntıları, gelenek ve göreneklerini yansıtmaktadır.
İlişki sözleri açısından Türkçenin zenginliği, dikkati çekecek ölçüdedir. Örneğin Türkçenin olduğu kadar Türkün de inceliğini gösteren sizden iyi olmasın kalıp sözü yalnızca belli bir ortamda, belli bir amaçla kullanılanlara verilebilecek örneklerden sadece biridir.
Kalıp sözlerin bir dili konuşan toplumun dünya görüşünü, inançlarını yansıttığının en güzel örneklerini, Türkiye Türkçesinde Allah sözcüğüyle kurulmuş öğelerin çokluğudur.
Örnek: Allah versin, Allah analı babalı büyütsün, Allah iyiliğini versin.vs
Bunun dışındaki kalıp sözlere örnek verilecek olursa;
Afiyet olsun, eksik olmayın, çok yaşayın, zahmet oldu, yolunuz açık olsun, uğurlar olsun. Tüm kalıp sözleri burada yazman ve anlatmak mümkün değildir. Türkçenin zenginliğine ve derinliğine ışık tutmak adına kalıp sözlerimizin çok zengin olduğu ortadadır. Türkiye dışında farklı lehçelerde de kullanılan kalıp sözcüler mevcuttur.
TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE İKİLEMELER
1. Değişik Sözcük Türlerinden Aynı Sözcüğün, Yinelendiği Örnekler
Ad Sıfat Belirteç Ulaç Eylem Ünlem
Kapı kapı Sarı sarı Zaman zaman Geze geze Durdu durdu Of of
Sayfa sayfa Sıcak sıcak Yavaş yavaş Durup durup Oturur oturur vay vay
2. Değişik Sözcük Türlerinden Eşanlamlılarla Kurulanlar
Ad Sıfat Belirteç Ulaç Ortaç Eylem
Çarşı Pazar Derme çatma Açık seçik Ezile büzüle Bitmiş tükenmiş Ağlamış sızlamış
Ev bark Doğru dürüst Sarmaş dolaş Düşünüp taşınıp yenmez yutulmaz Yazdı çizdi
3. Değişik Sözcük Türlerinden Ters anlamlılarla Kurulanlar
Ad Sıfat Belirteç Ulaç Eylem Ünlem
Yer gök Büyük küçük İleri geri Bata çıka Olur olmaz Durdu durmadı
Ölüm kalım Uzak yakın Bugün yarın Otura kalka Gelen Giden Geldi gitti
4. Yansımalı İkilemeler
a) Yalnızca Bir Eylem, Bir Oluş, Bir Durum İçin Kullanılanlar
horul horul (uyumak), sapır sapır (dökülmek)
b) Derece Gösteren Farklı Biçimleri Olan Yansımalı ikilemeler
çıtır çıtır / çatır çatır / çatır çutur kıtır kıtır / katır kalır / katır kutur
d) İki Öğesi aynı Seslerden Kurulu Yansımalı İkilemeler
şırıl şırıl, ciyak ciyak
ç) Bir Öğesi Farklı Ünlü Ya Da Ünsüzlerden Kurulu Yansımalı İkilemeler
Gucur, gucur, şangır şungur
d) Yansımalı Eylemlerden Oluşmuş Ulaçlarla Kurulu İkilemeler
Hıçkıra hıçkıra, ıkına sıkına
5. 5. Önsesi /m/ İle Değiştirilerek Yüklenen İkilemeler
Okul mokul Özel Adlar
Takım makım Ayşe mayşe
Kapı mapı Ankara mankara
Araba maraba Paris maris
5.TÜRKIYE TÜRKÇESINDE DOLDURMA SÖZLER
Genellikle konuşulan dilde bir şeyi anımsamak (üzere zaman kazanma, söyleneni pekiştirip kesinleştirme gibi amaçlarla, konuşan kimsenin kullandığı, çoğu kez gereksiz olan sözcüklere ve anlatım kalıplarına doldurma sözler adını veriyoruz. Örnek;
Aradan üç yıl geçmiş………….sonracığıma
…..şey aldım……..karbonat
TÜRKİYE TÜRKÇESİNDE YENİ GELİŞMELER
Yazar Aksan, bu bölümde cumhuriyet sonrasında Türkçenin söz varlığında gözlemlenen değişimleri ve gelişmeleri takip eder. Üzerinde durduğu konu Türkçenin sadece yabancı dillerden dilimize geçen yabancı unsurlarla kirlenmesi ve yozlaşması değil, yeni terimler üretmesi ve doğru kullanımının yaygınlaşması açısını ele alır. Yazarın dikkat çektiği ana noktalar ve önemli bulduğu hususları maddeler haline getirecek olursak;
• Aksan, Türkiye Türkçesinin yeni gelişmelerini sadece yabancı girişimlerle değil, dilin kendi potansiyeliyle nasıl zenginleştiği açısından yorumlamayı tercih eder.
• Cumhuriyet dönemi dil reformlarının, eğitim politikaları ve devlet desteğinin bu gelişmelerde kritik rol oynadığını belirtir.
• Dilde terimleşme ve kavram üretimi, dilin canlı kalabilmesi açısından önemlidir.
• Kültürel söylem ürünleri (deyim, atasözü vs.) hem dilin hem kültürün göstergeleri olarak incelenir.
• Yanlış kullanımlar ve dil aksaklıkları eleştirilir; dilbilimsel bilinçlendirme gerekliliği ön plana çıkar.
• ANADOLU AĞIZLARININ SÖZVARLIĞI
Yazarın bu bölümdeki düşüncelerini maddeleştirecek olursak vereceği ana fikir şunlar olacaktır;
• Anadolu ağızları, dilin belleğidir. Orada yaşayan halk konuşması, yazılı dilin unuttuğu ya da kullanmayı bıraktığı birçok öğeyi yaşatır.
• Tarihsel süreklilik ve çeşitlilik: Ağızlar, Eski Türkçeden gelen öğeleri koruyarak, ortak dile ek olarak söz varlığını çeşitlendirir.
• Dil zenginliğinin göstergesi: Bölgesel söz varlığı örnekleri, Türkçenin üretken yapısı ve köklerinden türetebilme kapasitesini gösterir.
• Dil çalışmaları için kritik kaynak: Ağız incelemeleri hem tarihî dil bilimi açısından hem de günümüz dil politikaları açısından değer taşır.