Belki de en güzel masallar tersten başlar, ve işte bu kitap tam da öyle bir masal.
Ezman… Londra’da eğitim almış, özgürlüğüne düşkün, kendi ayakları üzerinde duran bir genç.
Ama hayat ona o meşhur ters köşeyi yapıyor: bir berdel kararı, hiç tanımadığı Asmin, ve tüm planları alt üst eden sürprizler.
Ezman bildiğimiz tarzda olan “Ağaoğlu” tiplerden değil, Asmin ise sessiz, boynu bükük gelin olmaya niyetli değil.
İkisi de inatçı, dik kafalı ve kendi dünyasında birer fırtına.
Ve işte o fırtınaların çarpışması, kitabın her sayfasını bir maceraya dönüştürüyor.
Ezman kaçmayı düşünüyor, Londra’ya dönmeyi… hatta bunun icin birkaç girisimi oluyor.ama Asmin’in etrafına ördüğü duvarlar o kadar sağlam ki, tek başına yıkmak imkânsız. Dişli kadin sonuçta Asmin. Öyle kolay değil onu atlatmak.
Her yanlış anlaşılma, her küçük sürtüşme, sayfalarda hem gülümsetiyor hem de kalbini sıkıştırıyor.
Ve fark ediyoruz ki: bazen aşk kaçmakla değil, durup savaşmakla başlar.
Asmin’in o sessiz ama güçlü duruşu, Ezman’in inadı ve Londra’daki geçmişi arasında gidip gelirken,
hikâyenin her köşesinde hem kahkaha hem de kalp çarpıntısı var.
Bir yanda törenin gölgesi, bir yanda aşkın kalbin tam ortasına saplanan ışığı…
Her detay, karakterlerin duygularıyla öylesine uyumlu ki, okur kendini hikâyenin tam içinde buluyor.
Ben okurken gülümledim, heyecanlandım, bazen de kalbim sıkıştı.
Ezman’in özgürlüğüne düşkünlüğü, Asmin’in kararlılığı ve iki kalbin yavaş yavaş birbirine açılması…
Hepsi öyle güzel harmanlanmış ki, kitabın sonuna geldiğinizde içinizde hem bir huzur hem de bir tatlı heyecan kalıyor.
Bazı yerlerde Ezman 'a kızdım. Ama Londra 'ya gittiğinde akli başına geliyor beyefendinin. Doğru yolu o zaman buluyor.
Yazarin kalemini tarzını cok begendim. Boyle bir hikayede bu kadar tebessum ettirmek bence harikaydı