Gönderi

Puan vermedi·308 syf.··
2025 2. kitabı
Kaç gündür yazıp yazıp siliyorum. Hayatımda çok etkilendiğim birkaç kitap oldu ama ilk defa bir kitap beni böylesine etkiledi ki tam da bu yüzden aklımdan onca şey geçmesine rağmen toparlayıp bir türlü yazamıyorum. Şimdiyse bırak dağınık kalsın Aylin diyorum. İçimden geldiğince anlatacağım. Aslında kitabı anlatmak istemiyorum. İçimden geçenleri anlatacağım. Benim bu kitap boyunca dikkatimi çeken birkaç konu oldu: kültür, sınıfsal çatışmalar, ilişkiler, Lazar, yanlızlık. Kültür nedir? Kültür deneyimdir ve içinde geçmişi taşıyan soyut bir kaynaktır. Dünyayla insanlarla bağ kurmamızı sağlar. Bu soyut kaynak dilde, mimaride, sanatta, müzikte, insanların yaşayış biçimlerinde hayat bulur. İnsanların vatanıdır kültür. Kültür bir kolajdır, hemhal olma halidir. Ait olmadığın içine karışamadığın bir kültürün parçasıymış gibi yapamazsın, çünkü kültür yaşanır, kültür solunr ve içine işler. İşte bu yüzden bir vatanı kaybetmek bir toprak parçasını kaybetmek değildir. Kültürünü kaybettiğinde her şeyini kaybedersin. Marai de 2. Dünya Savaşı'nı deneyimlemiş biri olarak bu konuyu bu kadar içselleştirmiş diye düşünüyorum. Sınıf çatışmasına gelecek olursak, Peter bence ilk eşi gibi küçük burjuva değil de soylu biriyle evlenmiş olsaydı da böyle bir evliliği sürdüremeyecekti. Bunun birkaç sebebi var; Peter kimliğini soylu olmaklık üzerinden tanımlayan bir adam. Kültürünü sürdürmek ve aslında 'muhafaza etmek' onun yaşam biçimi olmuş. Bunun da sonucunda içinde yeşeren kibir ve anlamsızlıktan doğan isyan duygusu onu ilişkilerinde sabote ediyor. Ilonka bence iyi bir kadın fakat Peter'in kibri sürekli 'sen ne yaparsan yap, bizden değilsin' diye fısıldıyor. Eşini bir türlü kendine yakıştıramıyor ve eşi de ona yetişmek için çabaladıkça ondan uzaklaşıyor. Eşi onu ne kadar çok seviyor olsa da kibri sevme ve sevilme cesaretinin önüne geçiyor. Öte yandan Judit'le olan ilişkisinin özü de, kimliğine ililiştirdiği soyluluğa olan isyanından geliyor. Judit ile olan ilişkisi yaşadığı hayata bir baş kaldırı ve belki de o yüzden Judit'i vahşi bir varlık olarak tanımlıyor. Ilonka'ya gelince, bu kadın küçük burjuva olmanın lanetini yaşıyor. Bana sorarsanız ploroter olmak, küçük burjuva olmaktan daha kolay olabilir. Ilonka eşini gerekten çok seviyor ve onun sevme cesareti küçük burjuvanın üzerine sinmiş kendini kanıtlama ve sürekli çırpınma iç güdüsünü tetikliyor. Küçük burjuvalar o kadar arada kalmışlar ki ne yaparsa yapsınlar asla bir burjuva olamazlar, üzerlerinde yabancı durur. Ama asıl Ilonka'da etkilendiğim kısım insan içgüdüsü. O hep tam olarak tanımlayamasa da eşindeki uzaklığı, onu aşağılamasını ve hatta başkasına olan duygularını hissetti. Kadınlar hisseder. Bu hikaye de bunun kanıtıdır. Judit hakkında pek bir şey demeyeceğim çünkü o klasik ploroter olmanın öfkesini ve intikamını yaşıyor ve bir soylunun gözünden bakınca da bu durum hep kendini koruma hissiyatı yaratıyor olsa gerek. Zaten Peter'ın da muhafaza içgüdüsü hem kendini korumaktan, hem kültürü varetmekten hem de kendi kurmadığı işin devamlılığını sağlamaktan geliyor. Bu yüzden de cimri bir adam. Sonuç olarak hangi sınıfta doğmuş olursan ol, bunu kimliğinin tek parçası ya da amacı haline getirmek insanın kendini ya kibirle, ya öfkeyle ya da hırsla kaybetmesine neden oluyor. Bence içinde bulunduğun sınıf bağ kurmak için kullandığın kültürel bir dil olarak kalmalı ve kendi kişiliğine karışmamalı. İnsan ancak bu şekilde gerçek bağlar kurabilir, kendini varedebilir ve sevme cesaretini gösterebilir. Aksi taktirde ya Peter gibi kibrine yenik düşersin bağ kuramazsın, ya Ilonka gibi kendini kanıtlmak için çırpınıp dururken yok olursun ya da Judit gibi öfkenin ateşine kapılıp insani duygularından koparsın. Lazar, en sevdiğim karakter... Bence o sessiz ve kısa cümleler kuran ve özgür kahkahaları olan bir adam. O konuştuğunda herkes onu can kulağıyla dinler ve onu birgün mutlaka anlar. Onun kendini anlatmak için kendini parçalamasına, insanlara karışmasına ihtiyacı yoktur. Çünkü o zaten kendini duyuyordur ve anlamlandırabiliyordur. Onun yalnızlığını ve hayattan keyif alma biçimini çok seviyorum. O kültür denen olguyu kişiliğine iliştirmez ama hayatını onun zevkiyle yaşar. Hayattan keyif alı çünkü onun için dünya, anlaşılacak, keşfedilecek şeylerle doludur. Ve o bu durumdan ruhani bir zevk alır. Yalnızlık konusuna gelince, bence yalnızlık kendinle ve dünyayla hemhal olmayı becerebildiğin sürece çok keyifli bir şey. Kendinden kaçmazsın, hergün kendinle buluşursun. Lazar gibi! Ve bu sınıfsal farklılıklar insanların çırpnışları, kibirleri, öfkleri sanki dünyanın sonuna kadar devam edecek gibi geliyor. İnsanlar ne zaman varoluşlarının değerliliğinden birbirlerine bağlanırlar bilmiyorum ama böyle insanlarla karşılaşmak en büyük dileğim... Sonuç olarak diyebilirim ki dünyanın bir yerlerinde herhangi bir zamanda benimle benzer duyguları yaşamış ve benzer duygulara kafa yormuş insanların varlığını bilmesem yaşayamazdım. Marai okurlarının içinde hep yaşayacak ve etkisi hep yayılacak. Bu da yazar olmanın ölümsüzlük iksiri işte...
İşin Aslı, Judit ve SonrasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 20194,443 okunma
·
314 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.