“Zehir”… Adı sert ama içi çok tanıdık.
Sayfalarını çevirdikçe sadece başkalarının hikâyelerini değil, kendi içimizde bir yerlere sakladığımız acıları, kırgınlıkları ve suskunlukları da gördüm. Müjdat Er, kelimeleri adeta zehire batırıp kalbe dokunacak şekilde bırakmış. O yüzden bu kitap sadece okunmuyor; içinde kalıyor, yakıyor, düşündürüyor.
Bazı cümlelerde “işte tam da böyle hissediyorum” dedim; bazı hikâyelerde ise hiç konuşamadığımız şeylerin ne kadar ortak olduğunu fark ettim. Kısa ama etkisi uzun ömürlü hikâyeler… Hani insanın ruhuna dokunan, kapatınca bile etkisinden çıkamadığı türden.
Eğer içini susturamayanlardan, bazı duyguları sadece kitaplarda tamamlayabilenlerden biriysen; Zehir mutlaka dokunacak sana.
Okudum, içimde bıraktığı sızı hâlâ taze.