BÜYÜK DEFTER~KANIT~ÜÇÜNCÜ YALAN-AGOTA KRİSTOF,344 sayfa
“Bir kitap ne kadar hüzünlü olursa olsun bir hayat kadar hüzünlü olamaz.”
Sona yazacağımı başa yazayım bu sefer.Gerçekten okunması zor bir kitap.Yazar üç ayrı kitap şeklinde yazdığı bu üçlemeyi daha sonra tek kitapta birleştirmiş.İlk Bölüm Büyük Defter ve ikinci bölüm Kanıt gayet güzel ve akıcı bir şekilde okunuyor.Hatta şöyle bir bakayım diye geç saatte elime aldığım kitabın ilk bölümünden yüz sayfayı çok kısa sürede elimden bırakamadan okudum.Üçüncü bölüm, Üçüncü Yalan’a sıra gelince…İşte orada durum değişiyor…Bölüm bitiyor ,ne okudum diyorsunuz,yani bu zamana kadar okuduklarım neydi,yalan mı,hayal mi,gerçekten bunlar oldu mu? Sil başa dön durumu…Sürekli bir kuşku ..Gerçekle kurmaca arasında bir çizgidesiniz..
Kitabı elime alıp okumaya başladığımda ne kadar abarttılar ,ne güzel,akıcı,çok güzel okunuyor dedim.Evet bir savaşla,parçalanan bir aile ile okumaya ve sayfalar arasında kaybolmaya başladık.Yazarın kalemi soğuk ve duygusuz ama öyle bir soğukluk ve savaşı size iliklerinize kadar hissettirerek okutturuyor ki her şeyi ,her duyguyu algılayabiliyorsunuz…İlk defa böyle duygusuz bir kalem ama içine çeken bir kitap okudum…Savaşın sadece cephede değil insan zihninde de nasıl bir tahribata yol açtığını çok güzel anlatmış yazar.
Kitabımıza gelirse Agota Kristof’un bu çarpıcı üçlemesi,savaşın,yoksulluğun,yalnızlığın ve insanın içsel çöküşünü sade ama dediğim gibi soğuk bir dille anlatıyor.Savaşın insan ruhunda yarattığı tahribat,çocukluk ve hayatta kalma çabası,aileler tarafından gerek savaş gerekse yoksulluk nedeniyle terk edilen çocukların aidiyet duygusu,kimlik arayışı,yalanlarla doldurulmuş hayatlar,travmalar,duyguların bastırılması….Ve iki yerde geçen ensest ilişki ve savaşta çocuğu ile kalan kadınların sığındığı evlerdeki yaşadıkları saçma sapan cinsel ilişkileri …Kendileri buna zorlanmadığı halde…Yazar buna neden gerek duymuş anlaşılır değil…
İlk bölüm Büyük Defter’de,belirsiz bir dönem ve yerde savaşın anlatılması ile başlıyor ve bunun İkinci Dünya Savaş’ı olduğunu anlamak mümkün.Claus ve Lucas adlı ikiz kardeşler anneleri tarafından “cadı” diye adlandırılan anneannelerinin yanına bırakılıyor.Bu çocuklar çok farklı ve sıra dışı.Okula çok kısa süre gitmelerine rağmen üstün zekaları ile kendilerini eğitiyorlar ve yine kendi buldukları yöntemle….Ve yine bu yöntemlerle hayatta kalma mücadelesi vererek yaşama tutunuyorlar.Adeta hissizleşiyorlar ama sürekli bir yalnızlık duygusu içindeler.Bu yaşadıklarını ileride KANIT olması için sürekli BÜYÜK DEFTER’e yazıyorlar.
Veeee ÜÇÜNCÜ YALAN….her şeyin koptuğu,ters yüz ettiği, sil başa döndüren bölüm….
Gerçek nedir?Anlattığımız mı?Sustuğumuz mu?…