·412 syf.··Beğendi
···Okunma: 23 Ocak 2008 00:00 “İki Kule”, J.R.R. Tolkien’in Yüzüklerin Efendisi üçlemesinin ikinci kitabıdır ve bir köprü eser niteliği taşır. Bir yandan Yüzük Kardeşliği’nin dağılmasının ardından karakterlerin ayrı yollara düşmesini anlatırken, diğer yandan üçüncü kitapta yaşanacak büyük yüzleşmeye giden yolu hazırlar. Bu kitapta birlik değil, bölünme vardır; fakat bu bölünme, her karakterin kendi içsel gücünü ve kaderini bulmasının da başlangıcıdır.
Roman, Yüzük Kardeşliği’nin bozulduğu noktadan başlar. Boromir, Frodo’nun Yüzük’ü kendisinden sakladığını öğrenince dayanamaz ve Yüzük’ü almaya çalışır. Bu olay, Frodo’nun yolculuğunu yalnız sürdürme kararına neden olur. Ancak Sam, sadakatinden ödün vermez ve onunla birlikte gider. Böylece Yüzük taşıyıcısının yolculuğu ayrı bir hatta devam ederken, Aragorn, Legolas ve Gimli de Boromir’in son anlarına tanıklık eder ve Merry ile Pippin’i kaçıran Uruk-hai’lerin peşine düşer.
Bu noktadan sonra roman iki büyük hikâye hattına ayrılır: biri savaş ve sadakat ekseninde, diğeri içsel yolculuk ve kötülükle mücadele ekseninde ilerler.
Aragorn, Legolas ve Gimli’nin macerası hem aksiyon hem karakter derinliği açısından romanın ilk kısmını taşır. Üçlü, iz sürerken birbirleriyle dostluk bağlarını güçlendirir. Farklı ırkların (insan, elf, cüce) geçmişteki ayrılıklarını aşarak ortak bir amaç için bir araya gelmeleri, Tolkien’in dünyasında umut ve birliğin simgesidir. Üçlü, Rohan topraklarına vardığında ilk kez Rohan halkını ve Kral Théoden’i görürüz. Kral, kötü niyetli danışmanı Gríma Solucandil’in (Wormtongue) etkisi altındadır; aklı bulanmış, gücü tükenmiştir. Gandalf’ın gelişiyle bu büyü bozulur. Gandalf artık “Ak Gandalf”tır, Moria’daki düşüşten sonra daha bilge ve güçlü bir hâlde dönmüştür.
Rohan’ın yeniden güçlenmesiyle birlikte Saruman’ın tehlikesi öne çıkar. Saruman, eskiden Bilgeler Meclisi’nin bir üyesiyken güce kapılmış, Sauron’la iş birliği yaparak kendi ordusunu kurmuştur. Onun kalesi Isengard’daki Orta Dünya’nın ikinci kulesi Orthanc romanın başlığındaki iki kuleden biridir. Diğeri ise Mordor’daki Barad-dûr, Sauron’un kulesidir. Tolkien burada “iki kule”yi sadece yapılar olarak değil, kötülüğün iki yüzü olarak da kullanır: biri açıkça şeytani, diğeri gururla gizlenmiş.
Helm Deresi Savaşı, kitabın ilk yarısının doruk noktasıdır. Saruman’ın ork ordusu, Rohan’ı yok etmek üzere saldırır. Kral Théoden ve savaşçıları, Aragorn’un da desteğiyle direnirler. Bu savaşta hem Rohan halkının kahramanlığı hem de insan iradesinin karanlığa karşı direnci vurgulanır. Sabah olduğunda Gandalf’ın getirdiği süvariler sayesinde zafer kazanılır. Bu sahne, Tolkien’in “en karanlık anın hemen ardından doğan umut” temasının en güçlü örneklerindendir.
Diğer yanda Merry ve Pippin’in hikâyesi, ormanların kadim gücünü yeniden hatırlatır. Orklar tarafından kaçırıldıktan sonra Fangorn Ormanı’na sığınırlar ve burada Entlerin lideri Ağaçsakal’la tanışırlar. Entler, ormanların yürüyen bekçileri, doğanın bilge varlıklarıdır. Onların Saruman’a karşı isyanı, hem doğanın intikamını hem de Tolkien’in endüstrileşmeye yönelik eleştirisini temsil eder. Entler Isengard’ı bastığında, doğanın kendi dengesini korumak için harekete geçtiğini görürüz.
Romanın diğer hattında Frodo ve Sam’in Mordor’a doğru zorlu yolculuğu sürer. Burada hikâyenin temposu düşer ama duygusal yoğunluğu artar. Sam, giderek Frodo’nun hem koruyucusu hem vicdanı hâline gelir. Bu süreçte Gollum’un yeniden ortaya çıkışıyla üçlü arasındaki gerilim başlar. Gollum, bir yandan Yüzük’ün yozlaştırdığı karanlık bir ruh, diğer yandan içindeki masum “Sméagol” yönüyle insani bir trajedidir. Frodo, ona merhamet gösterir çünkü kendisini onda görür. Ancak Sam, onun güvenilmezliğini hisseder.
Gollum, onları Mordor’a giden gizli bir yola götürürken bir yandan da haince planlar yapar. Frodo ve Sam, dev örümcek Shelob’un inine düşerler. Shelob’un karanlıkta sinsice saldırdığı sahne, kitabın en gerilimli bölümlerinden biridir. Sam, Frodo’nun öldüğünü sanarak Yüzük’ü alır ve görevi tek başına sürdürmeye karar verir. Fakat kısa süre sonra Frodo’nun hayatta olduğunu öğrenir. Bu noktada roman, Yüzüklerin Efendisi’nin belki de en güçlü temasını hatırlatır: “Kahramanlık her zaman güçte değil, sevgide ve sadakatte yatar.”
“İki Kule”, bir geçiş kitabı olmasına rağmen Tolkien’in anlatısında hem fiziksel hem ruhsal dönüşümün merkezindedir. Karakterler dağılmıştır ama olgunlaşmıştır; umut kırılmış gibi görünse de inanç derinleşmiştir. Saruman’ın gücü çöker, ama Sauron’unki büyür. Frodo ve Sam’in yolu karanlıklaşırken, Aragorn’un kaderi daha da belirginleşir.
Romanın sonunda, iki farklı hikâye çizgisi iki ayrı uçta sona erer: Gondor’a doğru yürüyen büyük savaş ve Mordor’un kapısında sessizce ilerleyen iki küçük hobbit. Tolkien burada bilinçli bir tezat kurar. Büyük orduların ve ihtişamlı kralların ötesinde, dünyanın kaderini belirleyecek olan şey bir hobbitin iradesidir. “İki Kule”, işte bu hazırlığın romanıdır güç ve umudun, korku ve sadakatin, karanlıkla ışığın tam ortasında durur.