Beni derinden etkileyen bir eser oldu..
10/10
·208 syf.··
2025 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2025 23:10
“Mama, bitte lern Deutsch.” “Anne, lütfen Almanca öğren.” Tahsim Durgun’un hayat hikâyesinden yola çıkarak yazdığı bu kitapta, bu cümle o kadar çok anlam taşıyor ki… Aslında bir çocuğun değil, bir kuşağın feryadı gibi. Gurbetin, yabancı bir ülkede kök salmaya çalışan bir annenin ve onunla birlikte büyüyen bir çocuğun hikâyesi bu. Kitabı okurken kendimi bir şekilde çok yakın hissettim. Çünkü ben de yabancı bir ülkedeyim. İnsanları tanımıyorsun, sokaklar senin değil… Aslında hiçbir yere ait hissetmiyorsun. Kendi vatanının insanı sana “Alman” diyor, Almanlar ise “yabancı.” İşte o arada kalmışlık duygusunu Tahsim Durgun öyle sade ve derin bir dille anlatmış ki, ilk sayfadan itibaren kalbim sızladı. Yazarın annesi ve babası Türkiye doğumlu, fakat artık yaşadıkları yer bambaşka bir ülke. Kendi ülkeleri yokmuş gibi… Tahsim’e göre ailesi, hatta kendisi Kürt kökenli. Annesi Almanca bilmiyor, babası da öyle. Ama kitabın merkezinde annenin hikâyesi var. Çünkü baba çalışıyor, anne çocuklarla ilgileniyor — aslında her şeyle ilgileniyor. Dediğim gibi, annesi Almanca bilmiyor; belki bir iki kelime, belki de yanlış telaffuzlarla… Ama yine de öğrenmeye gayret ediyor. Yine de bazen hayat planladığın gibi gitmez. Engeller çıkar, sen de bırakmak zorunda kalırsın. Her şeye rağmen, Tahsim’in annesi oğluna ve evlatlarına hep destek olmaya çalışmış. Telefon görüşmelerinde ablası konuşur, doktora gidileceği zaman Tahsim tercümanlık yaparmış. Hayatın her yerinde o güçlü anne figürü var. Bu hikâye aslında çoğumuzun yaşadığı, ama çok iyi bildiği bir hikâye. Kitabı okurken kendi annemi düşündüm. O da bazı şeyleri çevirir, bazılarını susarak anlatırdı. Annem nedense hepimizin tercümanı olmuştur. Küçükken, doktora gittiğimizde ya da bir telefon görüşmesi yapılacağında hep o devreye girerdi. Meğer farkında olmadan ne çok yükün altında kalmış… Biz büyüdük ama bazı insanlar hâlâ, farklı ülkelerde, yabancı bir ülkede yaşamaya çalışırken aynı sıkıntıları çekiyor. Çünkü yabancı bir ülkede sıfırdan başlamak çok ağır bir şey. Sorun sadece bilmemek değil; öğrenmeye çalışıp da öğrenememek de bir o kadar zor. Tahsim’in yaşadığı bazı anları öyle derinden hissettim ki, okurken kendi kendime sordum: “Annem de mi böyle hissediyordu?” Sanırım tüm gurbetçilerin, Türklerin, Kürtlerin, Lazların, Almanların — kim olursa olsun — bu kitabı okuması gerek. Çünkü bu kitap sadece bir göç hikâyesi değil, bir var olma mücadelesi. Yazarın dili sade, akıcı ve samimi. Okurken hiç sıkılmadım. Her sayfasında hem hüzün hem de ince bir mizah var. Bazı yerlerde öyle güzel bir şekilde ironik anlatmış ki, gülümsemeden edemedim. Ama son 30 sayfa… Gerçekten çok zorlandım. Çünkü anlattıkları bana çok tanıdık geldi. Yıllar önce benzer şeyleri yaşadım. Belki de bu yüzden ağladım. Zaten en çok da ağlattığı için sevdim. Çünkü beni ağlatan kitaplar kalbimde hep ayrı bir yer edinir. Bu kitabı zaten “ağlayabileyim” diye almıştım, iyi ki de almışım. İnsanlar sanıyor ki ülkesinden çıkıp Hollanda’ya ya da Almanya’ya gelen herkes lüks içinde yaşıyor. Oysa bu kitap, o hayatların gerçeğini yüzümüze vuruyor. Ne kadar zor olduğunu, ne kadar çok şeyin sessizce göğüslendiğini anlatıyor. Kısacası, bu kitabı çok sevdim. Unutulmazdı. 10 üzerinden 1000 veririm desem abartmış olmam. Boşuna Almanya’da birincilik ödülünü almamış. Gerçekten çok güzel, çok derin bir eserdi — herkese içtenlikle tavsiye ederim.
1000Kitap
Mama, bitte lern DeutschTahsim Durgun · Knaur HC · 202526 okunma
·
85 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Tam isabet bir yorum olmuş. Kesinlikle katılıyorum