Dorian Gray’in Portresi; güzelliğin, gençliğin ve ahlakın çatışmasını derin bir biçimde ele alan etkileyici bir eserdir. Yazar, insanın iç dünyasındaki çirkinliğin, dış görünüşündeki mükemmelliği nasıl yok edebileceğini sembolik bir hikâye üzerinden anlatır. Romanın kahramanı Dorian Gray, gençliği ve güzelliğiyle çevresindekileri büyüleyen saf bir delikanlıyken zamanla ruhunu kaybeden bir adam hâline gelir.
Ressam Basil Hallward’ın yaptığı portre, onun günahlarının ve vicdanının aynası olur. Dorian ne kadar kötülük işlerse, portresi o kadar çirkinleşir ama kendisi dışarıdan hâlâ genç ve güzel görünür. Bu durum, insanın iç dünyasında biriken kötülüklerin er ya da geç dışa vuracağını gösteren güçlü bir simgedir. Bu eser, güzelliğin ve sanatın saf hâliyle yaşama anlam kattığını ancak ahlaktan kopmuş bir güzellik anlayışının insanı yok edeceğini vurgular. Dorian Gray’in trajik sonu, ahlaki değerlerden uzak bir yaşamın bedelini anlatır. Romanda portre, yalnızca bir tablo değil, insanın iç sesi ve vicdanının sembolüdür.
Yazar bize gençliğin ve güzelliğin geçici, fakat ruhsal erdemin kalıcı olduğunu öğretir, estetik bir hikâye aracılığıyla insanın içindeki karanlığı ortaya çıkarır ve şu soruları sordurur; gerçek güzellik dış görünüşte mi, yoksa insanın ruhunda mı saklıdır? Eğer ruhumuz günahlarımızı yüzümüze yansıtsaydı, aynaya bakabilir miydik?
Portre, Dorian’ın ruhunu, vicdanını ve içsel çöküşünü temsil eder, ne kadar günah işlerse portre o kadar bozulur sonunda portreyi yok etmeye çalışır ve kendi ruhunu yok eder. Yıllar sonra portreyi, Basil'i öldürdüğü bıçak ile parçalamak ister ilk bıçak darbesi ile her şey değişir; görürüz ki, portre ilk halindeki güzelliği ile dururken Dorian'ın ön görülmez bir çirkinlikle hayatı son bulur.