·320 syf.····Okunma: 24 Ekim 2025 21:25 Öncelikle yaptığım inceleme objektif olur mu bilemiyorum çünkü yazarı, yazar olmadan önceki zamanda, bir içerik üreticisiyken de tanıyordum. Kendini ifade etme tarzı sayesinde onu takip etmeye başlamıştım. Oldukça güçlü bir kalemi olduğunu söylemeliyim. İlk kitabıyla bu kitabının tarzı arasında fark var ve ben kaleminin bu tarza daha yatkın olduğunu düşünüyorum ya da belki de kitap yazdıkça kendini geliştirmesidir bunun nedeni emin değilim. İlk defa 'Küçük Prens' okurken hissettiğim bir hissiyat var: Bu kitabı her dönemimde okumalıyım çünkü her okuduğumda farklı hissedeceğim. Aynısını yazarın oluşturduğu atmosfer sayesinde bu kitapta da hissettim. Bir kitaptan beklentim bana iyi ya da kötü bir şeyler hissettirebilmesidir ve bu kitabın her sayfasında dolu dolu hissettim. Bütün bir kitap boyu ağlamayıp 'teşekkürler' kısmında gözyaşlarına boğulmam da kitabın yazılış, oluşum sürecine destek sağlayan herkese çok büyük saygı duymamdandı. Bazı hikâyelerde kendimi bilinç akışı okuyor gibi hissettim. Sanki kelimeler ve ben yer çekimsiz bir odadayız da ben onları bir arada tutmaya çalışıyor gibi hissettim. Çok rahatsız edici değildi ama garip bir hissiyattı. Açıkçası bu olumlu bir eleştiri mi, olumsuz mu onu ben bile bilmiyorum. Hikâyelerin farklı karakterlerinin hikâyeleriyle ilerleyen kısımlarda karşılaşmak çok nostaljik hissettirdi. Bir dostla uzun zaman sonra kucaklaşmak gibiydi ve bundan da çok zevk aldım. Yazarın 1. ve 3. kişi anlatımı çok doğru yerlerde kullandığını düşünüyorum. Kitabın sonunda Ozan'ın yaşadıklarından dolayı yaptığı hareket, hem kitabı hem de Ozan karakterini oldukça gerçekçi kılmış diyebilirim. Çünkü insanlar yalnızlıkları ve yoğun duyguları yüzünden hata yapabilirler, bundan ders çıkardıktan sonra da küçük ya da büyük bir bedel öderler. Her hissiyatı ve yaşantısıyla insanı iyileştiren bir kitaptı. Hiç bitmesin istedim. İyileşmeye doğru zamanda karar veren ve ihtiyaç duyan her duyarlı okura önerimdir.