Angelica Overath - Havaalanı Balıkları
5/10
·128 syf.··
2024 2. kitabı
·
36 günde okudu
·
Okunma: 19 Şubat 2024 18:58
Roman, Kuzey Almanya’daki bir havaalanında geçer; bu mekân bir tür modern limbo, bir bekleme odası uygarlığıdır. Havaalanı artık çağımızın katedrali gibidir: sürekli hareket hâlinde olan ama hiçbir yere tam olarak ait olmayan insanların mabedi. Bu atmosfer, günümüz insanının yerinden edilmişlik duygusunun metaforudur. Modern insan, tıpkı bir “havaalanı balığı” gibi, yapay bir ortamda yaşar camın ardındaki suyun içinde, gerçek dünyayla teması olmadan. Romanın ana teması "beklemek". Ama bu bekleyiş somut bir uçuşu beklemekten çok, hayatın kendisinin ertelenmişliğiyle ilgilidir. Kahramanlar fotoğrafçı Felix, temizlik işçisi, yolcular, hatta oradaki balıklar kendi küçük bekleyişlerinin içinde sıkışmıştır. Overath burada zamanın akışsızlığını ustalıkla kurar: olaylar değil, hisler ilerler. “Havaalanı balıkları” ifadesi ise müthiş bir simgedir. Balıklar, havaalanının akvaryumunda döner durur; dışarıyı göremezler, ama ışığın yansımasını hissederler. Aynı şekilde karakterler de hayatın içinde döner, ama anlamı göremezler. Bu simge, Sartre’ın varoluş sıkıntısıyla, hatta Camus’un “yabancılaşmasıyla” akraba bir tondadır. Fakat Overath’ın yaklaşımı soğuk entelektüel değil; onun dili şiirsel ve dokunaklıdır. Romanın duygusal tonu, akışkan bir melankolidir. Havaalanının ışıkları, hoparlörlerin yankısı, yabancı dillerin uğultusu, insanların birbirine dokunmadan geçişi… Tüm bunlar, Overath’ın diliyle neredeyse müzikal bir ritme kavuşur. Okur, bu romanı okurken dış dünyanın sesinin yavaşça kısıldığını, kendi iç sesinin büyüdüğünü hisseder. Bu, Overath’ın en büyük başarısıdır: dışsal sessizliği içsel yankıya dönüştürmek. Romanın merkezi figürü Felix, bir fotoğrafçıdır yani dünyayı gözleyen ama ona katılamayan biridir. Görmek onun işi, ama “anlamı görmek” onun eksikliğidir. Felix’in gözünden anlatılan bu havaalanı, aslında insan ruhunun panoramasıdır: dağılmış, geçici, anlam arayışında. Yan karakterler örneğin temizlik işçisi, yaşlı kadın, geç kalmış yolcu romanın “sessiz yankıları” gibidir. Her biri, modern yaşamın görünmez kahramanlarıdır. Overath onların hikâyelerine neredeyse şiirsel bir empatiyle yaklaşır. Overath’ın dili neredeyse kristal berraklığındadır. Her cümle kısa ama yoğun; her betimleme, su yüzeyindeki bir kırılma gibi anlam katmanlarını çoğaltır. Çevirisi (Türkçeye Semih Gümüş’ün kazandırdığı şekilde) bu inceliği büyük ölçüde korur. Yine de orijinal Almanca metinde, “sessizliğin dili” diyebileceğimiz bir ritim vardır kelimelerin değil, boşlukların anlattığı bir roman bu. Havaalanı Balıkları hızlı okunan bir roman değildir ama her sayfasında zamanın nasıl ağırlaştığını, düşüncenin nasıl yavaşladığını hissedersiniz. Bu kitap, dünyaya yetişemeyenlerin, iç sesini duymak isteyenlerin romanıdır. Eğer durmadan bir yerlere yetişmeye çalışan bir çağın yolcusuysanız, Overath’ın bu kısa romanı size şunu hatırlatır: “Bazen hiçbir yere gitmemek de bir varış biçimidir.” Okuru cezbeden şey, bu derin dinginliktir. Overath bize gösterir ki, modern hayatın gürültüsünde bile bir iç sessizlik, bir iç akvaryum yaratmak mümkündür.
Havaalanı BalıklarıAngelika Overath · Ayrıntı Yayınları · 201265 okunma
·
46 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.