Arif Cengiz Erman “Gök Tanrı İnancı” kitabında ilginç tespitlerde ve iddialarda bulunuyor.
Kitapta Tengricilik herkesin anlayacağı akıcı bir dille ve tüm yönleriyle anlatılıyor.
Yazar, “şamanizm” teriminin Türklerin inanç sistemini küçümsemek amacıyla Ruslar ve Batılı antropologlarca uydurulduğunu, gerçekte Türklerin inancının, çok daha sistemli ve yüksek bir öğreti olan Tengricilik olduğunu belirtiyor. Şamanizmin bir din değil, sadece Tengricilik içinde yer alan uygulama ve ritüellerden oluşan bir kültürel motif olduğunu anlatıyor.
Yazar, bütün kadim ve semitik dinlerin Tengricilikten türediğini öne sürüyor ve bu tezi Sümerce, Etrüskçe, Elamca gibi kadim diller üzerinden yaptığı etimolojik çözümlemelerle temellendiriyor.
Kitapta anlatılanlara göre, Spinoza’nın öncülük ettiği panteistik felsefe binlerce yıllık Tengriciliğin özünü oluşturuyor. Yazar bunu şu sözlerle anlatıyor:
“Tengricilik’te Tanrı tektir ve Tanrı, evrenin kendisidir. Tengricilik, panteist bir inançtır. Panteizm, evrende varolan her şeyin bir bütün olarak Tanrı’yı oluşturduğunu savunur. Bu bakımdan evrende gelişen her olay, her hareket aslında doğrudan Tanrı’nın hareketidir. Bunun sonucu ise, insanın da Tanrı’nın bir parçası olduğudur. Panteizme göre, Tanrı her şeydir ve her şey de Tanrıdır. Tanrı – Evren – İnsan ayırımı yoktur.
“Türklerin ve dünyanın en eski dini olan Gök Tanrı Dini (Tengricilik), tek Tanrı inancının en arı biçimidir. Kutsal, ahlaki ve doğa üstü ögeler taşıyan; çeşitli ayinlere, uygulamalara, değerlere ve kurumlara sahip inançlar ve tapınmalar bütünü olan tüm diğer dinler gibi Tengricilik de bir dindir”
“Tengri Tamgası Hunlar tarafından Avrupa’ya getirildi. Hristiyanlar zamanla bu işareti kendi sembolleri olan haç yaptılar.”
“Yaşamın amacı, dünya ile dengeli bir biçimde yaşamaktır. Kişi, düzgün ve onurlu bir yaşam ile çevresini dengede tutar ve kişisel gücünü en üst düzeye ulaştırır. İnsanların doğa ile ilişkisi sömürü üzerine değil, karşılıklı dayanışma üzerine kuruludur. Doğaya karşı gösterilen saygı, bu kültürün binlerce yıldır çevreyi bozmadan yaşamasını sağlamıştır. Bu kültür, yaşamı dünya ile dengeli bir biçimde sürdürmek ve doğa ile insan toplumu arasındaki dengeyi korumak üzerinde yükselmiştir. Doğanın birer parçası olan insanlar, diğer yaşayan varlıklardan daha üstün olarak görülmez.”
“Tengricilik inancında herkesin, her yerin ya da her şeyin ölümsüz bir ruhu olduğuna inanılır. Ruhlar her yerde ve her şeyin içindedir.”
“Tengri inancında insanın en az üç ruhu olduğu kabul edilir. Bunun nedeni; insanın yer, gök ve yeraltı ruhlarının kesişmesini temsil ettiğine inanılmasından kaynaklanır. Bu ruhlar bedeni saran enerji alanında bulunur.
Bu ruhlardan birincisi olan ilk ruh, ölümden sonra doğada kalır. Diğer ikisi ise yeniden doğar. İlk ruh bu dünya ile bağlantılıdır, çünkü başka bir yerde yaşayamaz ve eğer bedenden ayrılırsa ölüm hemen hemen kaçınılmazdır. Yalnızca bir kez bir fiziksel bedene yerleşir. Ölümden sonra bir süre bedenin çevresine bulunur ve yaklaşık olarak yedi-sekiz kuşak sonra bir doğa ruhuna dönüşür. “
Şamanlar ya da asıl adıyla “kam”lar, yalnızca dinsel lider değil, aynı zamanda toplumun ruhsal sağaltıcılarıdır.
Yazar, şamanlık geleneğinin, İslamiyet’ten sonra da “baba”, “dede”, “veli” gibi adlarla sürdüğünü belirtiyor. Ayrıca Alevilikteki cem ayinleriyle şaman törenleri arasında birçok paralellik kuruyor.