Puan vermedi·480 syf.····Okunma: 24 Ekim 2025 22:09 Kitap aslında bir roman gibi dursa da klasik anlamda kurgu değil. Daha çok Yahya Sinvar'ın tanıklığıyla yazılmış, gerçek olaylarla örülmüş bir anlatı. Başkahramanımız Ahmed adında genç bir Filistinli. Ahmed'in çocukluğu bir mülteci kampında geçiyor. Sobalar duman tütmüyor, ekmek bazen günlerce bulunamıyor. Ama annesi, o imkânsızlıkların içinde bile bir karanfil gibi ayakta duruyor. Zaten kitabın ismi de oradan geliyor gibi: "Diken" o zorluğu, acıyı temsil ederken, "Karanfil" bütün o acının içinde yeşeren umudu anlatıyor. Mesela Ahmed'in annesi oğluna bakarken "Bir gün sen bu toprakları özgür göreceksin" İnsanın boğazı düğümleniyor. Çünkü sen o annenin gözünden biliyorsun, belki de göremeyecek ama yine de inanıyor. Kitabın ilk bölümleri daha çok geçmişe dönük, 1948'den itibaren Filistinlilerin evlerinden sürülmesini, kamplara tıkılmasını, bir halkın yavaş yavaş yok edilmeye çalışılmasını anlatıyor. Küçücük çocukların gözünden dünyanın ne kadar acımasız olduğunu görüyorsunuz. Sonra 1967 savaşı geliyor, Ahmed'in babası kayboluyor. Bir de hani kitaplarda bazen babasını kaybetti der geçerler ya, burada öyle değil. Yazar o yokluğu, o belirsizliği iliklerinize kadar hissettiriyor. Ne bir mezar var, ne bir veda. Sadece belki döner umuduyla bekleyen bir aile.
İlerleyen bölümlerde Ahmed büyüyor, gençliğe adım atıyor. Kampta geçen çocukluğunun ardından artık işgale karşı durmak gerektiğini düşünüyor. Direniş saflarına katılıyor. Burada kitap bir anda daha politik, daha hareketli oluyordu. Ancak yazar hiçbir zaman kahramanlık destanı yazmıyor. Yani nasıl desem süper bir savaşçı havası yok. Tam tersi, Ahmed'in korkularını, tereddütlerini, ölür müyüm, annemi bir daha görür müyüm düşüncelerini hep görüyoruz.
Cezaevi bölümleri kitapta bence en vurucu yerlerden biri. Sinvar yıllarca İsrail hapishanelerinde kaldığı için, o kısımlarda gerçeklik duvar gibi çarpıyor insana. Hücrelerin darlığını, günlerce süren sorguları, ama en çok da tutukluların aralarındaki dayanışmayı anlatıyor. Küçücük bir haber, dışarıdan gizlice alınan bir dua bile mahkumların içini ısıtıyor. Mesela bir yerde şöyle diyor "Bizi dikenlerle çevirdiler ama karanfillerimiz yine de açtı." Bu cümle bütün kitabın özeti gibi. Her şeye rağmen direnmenin güzelliğini anlatıyor.
Kitabın sonlarına doğru artık kayıplar artıyor. Ahmed'in yakınları birer birer hayatını kaybediyor. Kardeşi Hasan direnişten vazgeçip bir süre işbirlikçi bir pozisyona geçiyor, bu da aile içinde büyük bir kırılma yaratıyor. Ama Ahmed pes etmiyor. Çünkü o, artık kendi hayatından çok halkının geleceğini düşünüyor. Sonunda kendisi de şehit düşüyor.
Bir de yazar, hikâye burada bitmedi der gibi cümlelerle noktayı koyuyor. Diken ve Karanfil'i bitirdiğimde ben uzun bir süre sessiz kaldım. Yahya Sinvar her satırda biz buradayız, unutulmadık diyor. Yani kitap hem ağlatıyor hem de insanın içindeki adalet duygusunu uyandırıyor. Tabii bu kitap kolay bitecek türde değil. Zaman zaman ağır geliyor, bazı yerlerde tekrarlar da var. Ama bu tekrarlar aslında o halkın bitmeyen acısını, her nesilde yeniden yaşanan zulmü anlatıyor. Dili sade olsa da duygusu yoğun. Özellikle annelerle ilgili kısımlar, küçük çocukların hikâyeleri çok yürek burkuyor.
Sonuçta Diken ve Karanfil bir roman gibi başlayıp bir tanıklığa dönüşüyor. Filistin'in hikâyesini dışarıdan değil, içeriden, kanayan bir yürekten dinliyorsunuz, Yahya Sinvar'ın dilinden Ahmed gözüyle...