Bence bu kitap, Baykurt'un toplumcu gerçekçi üslubunun en samimi örneklerinden biri. Gurbetçi Türklerin Almanya'daki günlük mücadelelerini - işçi kamplarından aile dinamiklerine, Alman-Türk kültürel uyumsuzluğuna kadar- öyle doğal ve içten betimliyor ki, okuyanı hem güldürüyor hem hüzünlendiriyor. Adem'in Ren'e açılması metaforu, yalnızlığın ve dostluğun ne kadar evrensel olduğunu vurucu bir şekilde yansıtıyor; nehir, sanki bir sırdaş gibi, akıp gidiyor ve dinliyor. Baykurt'un mizahı da cabası -bazı sahnelerde Kemal Sunalvari bir absürtlük var, ki bu da kitabı daha akıcı kılıyor.
Eğer gurbet, göçmenlik veya 70-80'ler Türkiye'sinin Avrupa macerası ilginizi çekiyorsa, mutlaka okuyun. Benim için Baykurt'un en dokunaklı kitaplarından; insanı hem düşündürüyor hem de umutlandırıyor, çünkü iyiliğin her yerde meyve verdiğini hatırlatıyor.