Puan vermedi·376 syf.····Okunma: 24 Ekim 2025 14:53 Öncelikle özellikle son 2 yıldır hayatımı neredeyse kontrol eden bu "dengesizliğin" her yana, dolayısıyla buraya da sıçradığını söylemek isterim. Kitabın incelemesine geçmeden önce neden uzun zaman sonra bu kitap hakkında neden bir inceleme yazma gereksinimi duyduğumu ve neden uzun zamandır buralarda da dengeli bir var oluş gösteremediğimi açıklayarak başlamak istiyorum.
Bu platforma ilk adım attığımda sanırım ilk bir yıl kopamamıştım, neredeyse girmediğim insanlarla iletişim kurmadığım, yeni şeyler öğrenmediğim ve paylaşmadığım bir gün bile olmuyordu. İçimdeki o faydalı bir alan arayışına cevap vermişti çünkü. Sonrasında hayatım bir dalgaya karıştı, babam kansere yakalandı. Ben sürüklenirken arada tutunabilmek için elimi dallara tutunmaya çalışır gibi kitaplara atmaya çalıştım. Böyle bir zamanda hiçbir yere tutunmadan sürüklenmek gerektiğini iki buçuk senenin sonunda belki de daha yeni yeni sindirebiliyorum. Babam vefat edeli 2,5 ay oldu, henüz dalgalar duruldu diyemem aksi halde yalan olur. Ancak su biraz berraklaşmaya başladı ve ben yeni yeni, arada arada suyun dibini görebilme fırsatına erişiyorum kitaplarla beraber. Şimdi de kitaplar suyu tekrar çalkalıyor. Çünkü gördüğüm her berraklık zamanında görememişliğimin acısını yaşatıyor bana. Bende buna karşı çıkmadan sarsıla sarsıla barışmayı bekliyorum dalgalarla, pes etmiyorum. Bu süreçte ne zaman sular berraklaşsa beni en çok silkeleyen kitap hakkında da bir inceleme yazmasam olmazdı sanırım.
Bu esere "günümüzde konuşulmak istenmeyen gerçek acının eseri" desem bence yanlış bir tanımlama yapmış olmam. Kitabı okuyan bir insanın verilmiş emeği göremeyeceğine dair bir şüphem yok. Yazar ilk önce "acı"nın eskilerdeki anlamıyla şimdiki anlamsızlığını karşılaştırarak başlamış sözlerine. İyi ki de öyle yapmış. Hemen devamında bize şu soruyu sorarak unuttuklarımızı hatırlatıyor adeta " Ölümü görmezden gelmeye ya da ölümden kaçınmaya meyilli bir toplumda insana ne olur?" (syf.32). Bizler günümüzde acıdan bahsetmeden yaşamaya, zor bir şey olduğunda yakınlarımızdan kaçınmaya, çocuklarımızı tüm "travmalardan" uzak tutmaya, eşlerimizi zorluklardan kaçındırmaya ve başımıza gelen kötülükleri kendimiz bile görmezden gelmeye devam edersek; acıyı yok etmiş mi oluruz yoksa acıyla gerçekten karşılaşmak zorunda kaldığında bununla nasıl baş edeceğini bilmeyen ancak korkup kaçabilen ve onu yok sayabilen bir toplum mu elde etmiş oluruz?
Acı gerçektir. Ve bizim birbirimize sahip olmamızın en güzel avantajı ancak acıları paylaşarak göğsümüzde yumuşatmamıza yardım edebilecek olmamızdır. Elisabeth, bu kitapta terminal dönem (artık iyileşme ihtimali olmayan ancak ağrıları ve bakımları için destek alan hastaları) hastalarıyla çok uzun süren bir çalışma gerçekleştirmiştir. Bu insanların ve yakınlarının ölüm ve ölme düşüncesi karşısında nasıl aşamalardan geçtiklerini, neler yaşadıklarını ve ne tavırlar takındıklarını anlamaya çalışmış. Bunun sonucunda insanların genelde 5 basamaklı bir yas dönemi yaşadıkları sonucuna varmış; inkar - öfke - pazarlık - depresyon ve kabullenme. Ancak şunu bilmenizi isterim bu herkeste aynı sırada ve aynı zamanlarda olmuyor ve herkes her basamağı yaşamıyor örneğin kimileri sadece inkarda takılı kalabilir de. Her bir parçayı derinlemesine yaşayan insanlar ve yakınları için de kitapta çok güzel örnekler vermiş ancak ben size günlük hayatta unutmamamız gerekenleri ve bilmiyorsak öğrenmemiz, farkında değilsek de fark etmemiz gerekenleri söylemek istiyorum.
İnsanlara acı haberler vermemiz gerektiğinde bundan kaçmak yerine ve korkmak yerine onlarla paylaşmanın yollarını aramalıyız eğer biz de çok gerginsek ve bunu beceremiyorsak onlara kendi duygularımızı açarak gergin ve korku dolu olduğumuzu söyleyebiliriz bu şekilde o kişinin de bize duygularını açabileceğinin sinyallerini vermiş olur ve karşılıklı dayanışma için bir kapı aralamış oluruz. Son dönem hastalarının en çok ihtiyacı olan şey de budur çoğu zaman. Bir çözüm bulunması ona durmadan öneriler verilmesi değil de paylaşılması, dinlenilmesi, korkularını ve kaygılarını dile getirmesine izin verilmesi. Ancak yaralarımızı birbirimize gösterecek bir ortam bulabilirsek birbirimize oralardan sarılabiliriz çünkü.
Küçük çocuklarımıza karşı ölümü ötekileştirmemeli onları cenaze evlerinden uzaklaştırmamalıyız, bırakın sorsunlar, sorgulasınlar. Ölüm ve çaresizlik maalesef dünyada var bırakın bunu öğrensinler kavrayama ve anlamaya çalışsınlar. Bırakın bir gün kendi başlarına gelmeden bu fikre alışma şansı bulsunlar.
Son olarak "onurlu ölüm" ( konu asla ötenazi değil) konuşmaları için kitaba ne kadar minnettar olduğumu anlatamam bile, lütfen herkes bu konuya bir kere dönüp baksın. Çünkü ne kadar günlük hayatta bahsetmek, görmek, konuşmak, anlamak istemesek de ölüm var ve hepimiz öleceğiz ve hepimiz onurlu ölme hakkına sahibiz.