Selam Canlarım
Ben geldim ve sizlere aşk serimin final kitabı ile geldim. “Şehadet Millet İçin” serisine veda ettiğimiz 4. kitap ile karşınızdayım
Yani son Kez Kurşun Asker ve Balerin ile
Önce üçüncü kitabımızı kısacık hatırlatayım Çiftimiz, o 3,5 yıllık ayrılığın büyük yüzleşmesini yaşamış ve kitabın sonunda Kız Kulesi'nde gelen o unutulmaz evlenme teklifi ile hikâyeyi noktalamıştık. Ve işte final kitabımız tam da o sahnenin kaldığı yerden başlıyor.
Evlenme teklifinin ardından Doğa ve Doğukan evlilik yolundaki adımlarını hızlandırıyorlar. Doğa’nın ablası yurt dışına gideceği için, isteme merasimini o gitmeden yapmak üzere planlıyorlar ve isteme gerçekleşiyor. İnanın o isteme sahnesi Hem o kadar duygusaldı ki gözlerim doldu, hem de Doğa ile Doğukan’ın kendi dünyalarında yarattıkları o tatlı kaos yüzünden kahkaha attım. Bir sahnede hem ağlayıp hem gülebiliyorsanız, işte o sahne iyi yazılmıştır. Tam olarak öyleydi.
İsteme sahnesinin ardından Doğa, Doğukan’la birlikte onun görev yaptığı şehre geri dönüyor. Zaten orada kendilerine bir hayat kurmaya çalışıyorlardı. Hatta Doğa, mesleğine devam edebilmek için orada kendine bir büro açmak istiyordu. Ve işte o sahne… Bazı şeyleri tetikleyen, hatta yeni bir yüzleşmenin kapısını açan o kırılma noktası.
Doğukan’ın işi çıktığı için büroya Doğa tek başına bakmaya gidiyor ve beğenince, tutuyor. Doğukan ise büroyu birlikte görmek, Doğa’nın heyecanına ortak olmak istiyor çünkü o, hayatlarının her adımını beraber yaşamak isteyen bir adam. Ama Doğa bunu tek başına yapınca Doğukan kırılıyor. Çünkü hâlâ hayatının bazı yerlerinde kendisine yer açılmadığını düşünüyor
Ve işte orada bir yüzleşme yaşanıyor.
Doğa, Doğukan’ı dinliyor. Doğukan ise bu defa hiçbir şey saklamadan, içinde biriktirdiklerini, hissettiklerini açıkça söylüyor. O sahnenin ağırlığını hâlâ üzerimden atamadım. Doğa Doğukan’a, “Ben sen olmadan da ayaklarımın üstünde durabileceğimi kanıtlamaya çalışıyordum.” dediğinde… Doğukan’ın verdiği cevap beni paramparça etti
“Üç buçuk sene boyunca bunu çok güzel kanıtladın, merak etme." Diyor
O an yıkıldım Öyle bir sahneydi ki boğazım düğümlendi, gözyaşlarım aktı, elim kitaptan düştü. Ağladım. Hem de çok çok
Üstelik bu 3,5 yıllık süreçte Doğa bir olay yaşamıştı ve bunun ardından bazı şeyleri unutmuştu. Doğukan işte o unutulanları teker teker hatırlatmaya çalışıyor. Ama nasıl biliyor musunuz? Sabrıyla. Sevgisiyle. İnancıyla. Onun Doğa’ya olan sevgisi öyle bir sevgi ki Yorulmadan seven, vazgeçmeden sahip çıkan bir sevgi. Doğukan’ın o çabası hem Doğa’yı hem beni mahvetti. Okurken içim parçalandı.
Doğukan’ı sevmek için yüz tane sebep sayabilirim ama sadece nasıl sevdiğini okumak bile yeter. Onun sevgisine tutulmamak mümkün değil. Ben çıktım, itiraf ediyorum bu adamı bırakamıyorum.
(Burada küçük bir parantez açmak istiyorum. Gerçekten bu yorumu yazarken ağlamamak için kendimi ne kadar zorlasam da, kelimenin tam anlamıyla ağlaya ağlaya yazıyorum. ) Maç sahnesi, Doğa ile Doğukan’ın evlerindeki ilk yemek sahnesi, O sahnenin devamında yaşananlar anlatsam bitmez, öyle söyleyeyim.
Hele öyle bir sahne var ki ne zaman pırasalı börek görsem aklıma direkt Olcay Komutan geliyor ve çok derinden, tarif edemediğim şekilde duygulanıyorum. Bu kitapta da bir pırasalı börek sahnesi vardı ve ardından Doğa ile Doğukan’ın Ankara’ya gidip Olcay Komutan ve Ahmet Amca’nın kabirlerini ziyaret etmesi oziyaret sırasında Doğukan’ın konuştukları yemin ederim mahvoldum ağlamaktan.
Tubu’m sen bu duyguları bu kadar güçlü nasıl geçirebiliyorsun? Ben bu kitabı okurken her duyguyu birebir yaşadım. Kaleminin gücünü anlatmaya kelimeler yetmiyor, nasıl öveceğimi gerçekten bilmiyorum.
Sadece bu sahnelerle de sınırlı değil devamında Pera’nın evine gittiklerinde, Pera’nın küçük kızıyla Doğukan’ın o tatlı halleri beni inanılmaz duygulandırdı. Pera’nın da dediği gibi, Doğukan gerçekten baba olmak için doğmuş bir karakter. Ama işte burada kelimeler boğazımda düğümleniyor çünkü Doğa, annesinin yarattığı enkaz yüzünden kendine öyle duvarlar örmüş ki Ona öyle çok kıyıyorum ki
Doğa’nın annesine gerçekten çok kızgınım. Hem Doğa’nın iç dünyasında bıraktığı enkazın, hem de Doğa ile Doğukan’ın ilişkisinde ortaya çıkan huzursuzlukların en büyük sebebi o.
O kadına söyleyecek hiçbir sözüm yok. Hele kitapta öyle bir sahne vardı ki kendimi Doğa’nın yerine koyduğumda kalbim öyle kırıldı ki, onun hissettiklerinin sadece bir kısmını bile hissetmek saatlerce ağlamama yetti. Bu yüzden Doğa’nın annesini affetmem mümkün değil. Ona karşı içimde büyük bir öfke ve kırgınlık var; yaptığı şeylerin telafisi yok.
Beni mahveden sahnelerden biri de Musti’nin anıldığı sahnelerdi. Özellikle Ankara Esenboğa Havalimanı’ndaki o sahneyi uzun bir süre atlatabileceğimi sanmıyorum. O sahnede kitabı elimden bırakıp ağlamaya başladım, öyle söyleyeyim. Zaten onun adının geçtiği her an içim burkuluyor Vatan sağ olsun. İyi ki o, iyi ki onlar var. Vatan varsa onlar sayesinde var. demekten kendimi alamıyorum ama yine de yüreğim parçalanıyor.
Sadece o sahne değil devamında Musti, Olcay Komutan ve Ahmet Amca anıldıkça yeniden dağıldım. Çünkü Doğukan’ın o sahnelerdeki duygusu öyle yoğun, öyle gerçek bir şekilde geçiyor ki bana biri onun babası, biri kanı-canı abisi, biri de en yakın dostu Onların şehit oluşu Doğukan’da öyle derin bir eksiklik bırakmış ki, bunu her sahnede hissettim. Onların anıldığı sahneleri okurken kitabı bırakıp oturduğum yerde sarsıla sarsıla ağladım, sonra kaldığım yerden devam ettim
Doğa ve Doğukan dışında bu kitapta Gülsüm Sultan, Aygül, Merve, Pera, Emre hepsi ayrı ayrı kitaba o kadar güzel dokunuşlar katmışlardı ki zaten seri boyunca hayatlarımızın bir parçası oldular, bu veda kitabında da onlarla iç içe olmak beni inanılmaz mutlu etti. Elbette Doğa ve Doğukan gibi kızdığım anları oldu ama iyi ki varlar. Onları tanımak, onların sahnelerini okumak gerçekten çok güzeldi.
Ve Pera özellikle Pera. Bu kitapta öyle bir imza attı ki o sahneyi ve yaptığı şeyi unutamıyorum. Ne zaman aklıma gelse boğazım düğümleniyor, yine gözlerim doluyor. Bizi mahvetti Pera. Gerçekten damgasını vuran bir karakterdi.
Bu kitapla, bu seriyle, karakterlerle ve Tubu’mun kalemiyle öyle farklı bir bağ kurdum ki gerçekten anlatması benim için çok zor. Tarif edecek kelime bulamıyorum. Onlara ve bu kaleme veda etmek bana aşırı ağır geldi.
Bu yüzden bu yorumu yazmaya ağlayarak başladım, hatta ilk defa bir kitabın yorumunu yazamayacağımı düşündüm. Çünkü bu kitabın bana hissettirdiği duygular o kadar yoğun ve derin ki okurken yazayım dedim, olmadı. Saatler sonra denedim, yine olmadı. Ama sonunda gecenin bir köründe oturup ağlarken yazmaya başladım. Şu an bile hala ağlayarak yazıyorum
Aslında anlatmak istediğim daha o kadar çok şey var ki ama ne yazık ki yoruma başlayınca kelimeler yetersiz kalıyor. Ve bu duygular ancak Tubu’mun kaleminden okunarak hissedilir.
Vatan İçin de Millet İçin serisinin diğer üç kitabında da söylediğim gibi, Tubu’mun kalemi büyüleyici. Onun yazdıklarına bakış açım artık bambaşka bir yerde. Duyguları aktarma biçimi, kelimeleri kullanışı, dili o kadar akıcı, etkileyici ve sahici ki hissetmemek imkânsız. Bu çiftle bağ kurmamak imkânsız. Olayların içine çekilmemek imkânsız. Sanki okuyucu değil de orada karakterlerin yanında yaşayan biriymişim gibi hissettim. Her sahneyi izliyormuşum gibi yaşadım. İşte bu duyguyu çok seviyorum kitabı okurken karakterlerle birlikte yaşamak, onların hissettiklerini iliklerime kadar hissetmek çok güzeldi ve Tubu’m bunu o kadar güzel yapıyor ki Serinin ilk üç kitabında olduğu gibi bu kitapta da kalbimi onun kelimelerine teslim ettim.
Veda etmek istemiyorum. Çünkü bazı vedalar vardır ya, “İnsanın ciğerini söker” derler Ben bu vedada ciğer falan bırakmadım, kalbimi bıraktım. Ama yine de onlara veda ettiğimi düşünmüyorum. Çünkü Doğa ve Doğukan çifti benim için her zaman çok özel bir yerde olacak. Yaşadıklarıyla, yaralarıyla, çabalarıyla, sevgileriyle, sadakatleriyle, ayrılıklarıyla, barışmalarıyla Her halleriyle kalbimde anlatamayacağım kadar derin bir yer edindiler. Onları okumayı çok seviyorum ve bırakacağımı da sanmıyorum. Zaten Şehadet serisinden çıkış yok ama Millet İçin’den asla çıkış yok benim için.
Kısacası canlarım serinin final kitabını da kalbimle okudum ve çok sevdim. Bu seriyi, bu kalemi ve bu dünyayı size öyle içten tavsiye ediyorum ki DoğDoğ çifti ile acilen tanışmanız gerekiyor çünkü bu seriyi okumayan ÇOK ŞEY KAÇIRIR benden söylemesi Şimdiden okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum
Tuğçe AksalŞehadet - Millet İçin 4