Saat 17.33. Bir Instagram kaydında rastladığım o kadim Çin atasözü zihnimde yankılandı... "Çarpık ağaç yaşar, doğru ağaç kesilir." ... Ne büyük bir hakikat! Doğru ağaçlar, başkalarının ölçülerine uyduğu için "değerli" addedilir. Bu tür ağaçların akıbeti ne yazık ki kapı, pencere ve mobilya imalatında kullanılmak için düzgün tahtalar olmaktır. Diğer bir deyişle kaderleri, başkalarının tasarımlarına hizmet etmektir.
Ama çarpık ağaç... O, doğanın şiiridir. Rüzgarın ona çizdiği eğri hatlar, onu bir sanat eseri yapar. Kimse onu alıp bir kalıba sokamaz. Belki meyvesi daha azdır, gölgesi daha dardır, ama o gölge tamamen kendisinindir.
İşte tam da bu yüzden, o çarpık ağaçlar asırlarca yaşar. Etraflarındaki "doğru" ağaçlar birer birer kesilip giderken, onlar oldukları yerde kök salmaya devam eder. Zamanla asırlık bir çınara dönüşürler ve dallarındaki her eğri, gövdesindeki her yamukluk, bir tarih, bir hikaye olur. İnsanlar onların etrafında toplanır ve o eşsiz gölgesinde soluklanır. Artık sadece bir ağaç değil, bir efsanedirler. Doğru ağaçlar "kullanışlı" olabilir, ama çarpık ağaçlar "değerli"dir. Çünkü onlar, kusurların bile bir şahesere dönüşebileceğinin canlı kanıtıdır.
İnsan da böyle değil midir? Toplum bizi düzeltmeye çalışırken, asıl güzellik bizdeki o "çarpıklıklarda", yani benzersiz olan her şeyde saklıdır. Kusurlarımız, bizi sıradan bir "malzeme" olmaktan çıkarıp "eser" yapan şeydir. Özgürlük, budanmamış bir dal gibi, olduğun gibi, eğri büğrü de olsa, gökyüzüne uzanabilmektir.
Seyit Berker Aydoğan
Tamamen katılıyorum 👍 Çünkü kusur, ham insanlığımızın ve otantik varoluşumuzun en samimi kanıtıdır. Mükemmellik bir son iken, kusur ise içinde yaşamın ta kendisini barındıran bir başlangıçtır.