10/10
·72 syf.··
2025 47. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 19 Ekim 2025 15:59
Bir zamanlar imparatorluklar çağıydı. Farklı dinlerden, farklı dilleri konuşan halklar bir hükümdara biat eder, ona vergi verirdi. Dil konuşulur, kültür yaşanır fakat bir kimlik teşkil etmezdi. Hükümdara meşruiyetini veren ise dindi. Derken aydınlanma çağı geldi çattı. Halklar, artık kendi kendini yönetmek istiyordu. Millet kavramı doğdu. Krallar devrilmeye, din yönetimden çekilmeye başladı. İşte Ziya Gökalp, Osmanlı'nın son dönemlerinde, yitmek üzere olan bir ülkenin kimlik arayışının tam ortasında doğmuş bir düşünür. Yaşadığı çağın dinamiklerini analiz etmiş ve Türklerin, maneviyatından taviz vermeden ve çağa uyumlanarak nasıl bir millî bilince ulaşacağını kitaplarında açıklamış. On bir makaleden oluşan kitap kimliğimizin bir parçası olan bu üç kavramı - Türklüğü, Müslümanlığı ve çağdaşlığı- dil, kültür, gelenek gibi bağlamlarda anlatıyor. Türk olmak için çağından geri kalmak, dininden vazgeçmek zorunda değilsin. Çağdaş olmak için Türklükten ve İslâm'dan geçmek zorunda değilsin. Müslüman olmak için de Türklüğü yok saymak ve dar bir anlayışa hapsolmak zorunda değilsin. Kitabın özeti bu. "Üç Akım" adlı ilk makalede, milliyet ülküsünün tarihçesini ve Türklerin neden başlangıçta bu idealden kaçındığını anlatır. Bu ideal ilk başta gayrimüslimlerde, sonra Arap ve Arnavutlarda, en son da Türklerde ortaya çıkmış. Bunun sebebi de Osmanlı'yı koruma sezgisidir. Ne var ki yeni asır, milliyet asrıdır ve bundan kaçınmak mümkün değildir. Aksine millyet bilincini edinmek bir gerekliliktir. "Milliyet hissinin hâkim olduğu bir memleketi, ancak milliyet zevkini nefsinde duyanlar idare edebilirler." Yazar, Türklerin nasıl Osmanlı tarihi boyunca giderek iktisadi ve fennî (ekonomik ve kültürel açıdan etkili olan) sınıfların dışında kalıp memurluk ve çiftçilikle sınırlı kaldığını söyler. Bunun sebebi, milliyet ile devleti aynı anlamda değerlendirmeleridir. Sonucu ise Balkan savaşlarındaki yenilgimiz ve hükümet idaresindeki beceriksizliğimizdir. Ziya Gökalp'e göre, kuvvetli bir hükûmet iktisadî sınıflara -iş adamları, tüccarlar, sanatkârlar- dayanır. Memurlar sınıfına dayanan hükûmet zayıftır. "Lisan", adı üzerine, dil meselesinden bahseder. Türkçe, bilimin gelişmesiyle hayatımıza giren yeni kavramları karşılamalı; terimler, gerek olduğu zaman yabancı dillerden de kelime almakla birlikte mümkünse tamamen Türkçeleşmelidir. Ziya Gökalp radikal bir öz Türkçeci değildir. Yani Türkçeleşmiş olmak kaydıyla, Arapça ya da Farsça kökenli kelimelere bir itirazı yoktur. Ne var ki tamlamalar, edatlar ve kipler Türkçe olmalıdır. Mesela, "şuara-yı cedide" yerine "yeni şairler" demek gibi. "Gelenek ve Kural", birbiriyle bağlantılı olduğunu sandığımız iki kavramın, yani gelenekçilik ve kuralcılığın birbirine zıt olduğunu anlatır. Gelenekçilik, tutuculuk demek değildir. Aksine gelenek, gelişip olgunlaşmaya ve yeniliklere açıktır. "Gelenek kendi başına doğurgan ve icat eden olmakla beraber, ona aşılanan yabancı yenilikler de damarlarındaki hayat öz suyundan feyiz alarak, canlanır ve âdi taklitte olduğu gibi çürüyüp düşmez." Kuralcılık ise donukluk getirir. Taaasup içeren bir muhafazakarlık da, geçmişi tamamen reddeden bir yenilikçilik de kuralcılıktan doğar. Ziya Gökalp'e göre geri kalmamızın sebebi, kuralcı fakat geleneksiz bir millet olmamızdır. Kitabın değer verdiği kavramlardan birisi ülküdür. Milliyet ülküsü, felaket ve buhran zamanlarında doğan bir ruhtur. Başka bir deyişle kolektif bilincidir. "Bir millet tehlikede kaldığı vakit, onu fertler kurtarmaz; bizzat millet kendi kendinin kurtarıcısı olur." Bu ruh, yaratıcı ve dirilticidir. Ülküsüne sahip olan bir milletin, geleceğinin aydınlık olduğunu söyler yazar. Ülküsüz devletler her an yıkılabilir. Ülkülü milletler ise başlarına ne felaket gelirse gelsin, yeniden dirilir ve devletini canlandırır. "Türk Milleti ve Turan" başlıklı makalede Turan kavramını anlatır. Örneğin, Kazanlı bir gencin sorduğu gibi, onun milleti Özbekleri, Kırgızları, Türkmenleri, Osmanlı, Tatar ve Azerbaycan Türklerini toplayan büyük bir Türklük müdür? Yoksa sadece Tatarlık mı? Ziya Gökalp'in cevabı nettir: “Vatan ne Türkiye'dir Türk için ne Türkistan; Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir; Turan!” Turan, Türklerin oturduğu, Türkçenin konuşulduğu bütün ülkelerin toplamıdır. Yazara göre Türk dili birlik içinde olmalıdır. İstanbul Türkçesini "Türk lehçelerinin en güzeli, en işlenmişi, edebiyat ve ilimce en zengini" olarak tanımlayan Gökalp, İstanbul Türkçesini edebî dil olarak kabul etmeyi, böylece bütün Türklerin dil ve edebiyatta ortak ve tek bir millet olması gerektiğini söyler. Son makalede, ümmetçiliği milliyetçiliğin karşısına koyanlara cevap verir. Müslümanların siyasi bir birlik kurmasının yakın bir gelecekte mümkün olmadığını, dolayısıyla çağdan büsbütün geri kalmaktansa, İslami kavimlerin millî uyanışlarla toplumsal geleceğini muhafaza etmesi gerektiğini söyler. Asabiyeti (aşiret ırkçılığı) yasaklayan hadislerin milli bilince aykırı olmadığını, aksine İslam dininin kavim ve milletlere ayrılmayı uygun gördüğünü, Hucurat Suresi 13. ayetten örnek getirerek anlatır: "Sizi şubeler ve kabileler halinde yarattık ki birbirinizle tanışasınız." Yazara göre milliyet fikri kuvvet buldukça, İslam ümmetçiliği fikri de o derece kültürlenecektir ve mevcut kültürü sağlamlaştıracaktır.
Türkleşmek, İslamlaşmak, MuasırlaşmakZiya Gökalp · Kapra Yayıncılık · 20213,875 okunma
·
173 Gösterim
3 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Söylemeyi unuttum öyle görünmese ve süslü kelimeler le gizlense bile milliyetçilik her zaman çağdışılık ve insan karşıtlığıdır.
Gizem Çetin
Gönderi Sahibi
Anladım. Bu konuda epey farklı düşünüyoruz.
Tarihi kişilikleri eleştirirken dikkat etmeliyiz gibi bir düstur var. Yazılı kural değil ama var seziyorum var. Ama Ziya Gökalp i affedemiyorum, bence fikirleri benim ülkeme çoook zarar verdi…
Gizem Çetin
Gönderi Sahibi
Bence tarihi kişilikler, saygılı bir üslupla olmak kaydıyla eleştirilebilir. Hangi açılardan zarar verdi?
Uzun konu yazmayacağım. Ama milliyetçilik ya da dincilik ya da herneyse bunlar üzerine hiçbirşey inşaa edilemez diyerek kısa keseyim. Çağdaş bir şeyler üretmek istiyorsanız ilham alacağınız yegane şey Bilimdir.. Bunun dışında ya da buna eklemleyeceğiniz herşey kısa süreli olacaktır.