Puan vermedi·224 syf.··Beğendi
· Haruki Murakami’nin Kadınsız Erkekler kitabı bana göre, insanın içindeki yalnızlığın en sessiz ama en derin yankılarını taşıyor. Yedi öyküden oluşan bu kitapta Murakami, erkeklerin hayatlarından eksilen kadınların ardından kalan boşluğu, bir tür görünmez yara gibi anlatıyor. Aslında “kadınsızlık” burada sadece fiziksel bir yokluk değil; bir duygunun eksilmesi, yarım kalmış bir bağın sessizliği, içten içe süren bir özlem hâline geliyor. Her hikâyede başka bir erkek var ama hepsi aynı duyguda buluşuyor: kaybetmişlik, suskunluk ve kabullenilemeyen yalnızlık.
Murakami’nin dili yine çok sade, ama bu sadelikle birlikte derin bir melankoli taşıyor. Karakterler genellikle içe dönük, duygularını söyleyemeyen, kaybettikleriyle yaşamaya çalışan insanlar. Okudukça fark ediyorsun ki aslında herkes biraz “kadınsız erkek”- çünkü herkesin bir yerinde, bir kayıp, bir eksik ya da bir ulaşamadığı sevgi var.
Yine de bazı öyküler bende güçlü bir iz bırakırken, bazıları yüzeyde kaldı diyebilirim. Bazı karakterlerin birbirine benzerliği, hikâyelerin duygusal tonunu biraz tekdüze hale getiriyor. Ama belki de Murakami’nin anlatmak istediği tam da bu: duygular farklı bedenlerde yaşansa da, yalnızlık hep aynı tınıyı taşıyor.
Genel olarak Kadınsız Erkekler, kaybetmenin, özlemenin ve sessizce kabullenmenin kitabı. Murakami burada büyük olaylar anlatmıyor; tam tersine, anlatmadıklarında derinleşiyor. Kitabı bitirdiğimde içimde tarifsiz bir dinginlik ve biraz da hüzün kaldı. Çünkü bu öyküler, sevmenin ve kaybetmenin insan ruhunda nasıl bir iz bıraktığını, hiçbir bağırışa gerek duymadan anlatıyor.