Ahmet Ümit – Yırtıcı Kuşlar Zamanı | Kitap Yorumu
Bir Başkomser Nevzat romanı elinize geçtiyse, artık sadece bir okuyucu değilsiniz — o dünyanın bir parçasısınız demektir. O kitabı okumazsınız, yaşarsınız; çünkü Başkomser Nevzat ve ekibi, son sayfaya kadar sizinle birlikte nefes alır.
Edebi açıdan en büyük şansımın Ahmet Ümit’le aynı dönemde yaşamış olmak olduğunu düşünüyorum. Resmen Başkomser Nevzat’la büyüdüm diyebilirim. Ali, Zeynep, Evgenia ve artık Azez… Her biri hikâyenin bir parçası, adeta dost gibi.
Bu kitabı diğerlerinden ayıran en önemli fark ise Nevzat’ın bu kez kendi geçmişiyle, eşi Aysun ve kızının cinayetiyle yüzleşiyor olması. Okuyucu için bu, sadece bir polisiye değil; bir hesaplaşma, adaletin nihayet yerini bulması. Nevzat’ın kendi cinayet dosyasını çözmeye çalıştığını bilmek, kitabı çok daha sürükleyici kılıyor.
Ahmet Ümit’in çıkardığı Kayıp Tanrılar Ülkesi’nden önceki iki kitapta tekrara düşüldüğü yönünde içimde bir his vardı. Ancak Ahmet Ümit bu durumu fark etmiş olmalı ki Kayıp Tanrılar Ülkesi’nde bunu avantaja çevirmiş. Başkomser Nevzat’ın hikâyeye son 100 konuk oyuncu rolünde daahil olarak okuyucuları şaşırtmayı başarmıştır.
Kendi hikâyesini, kendi acısını merkeze almak — “yırtıcı kuşlar zamanı” tam da bu yüzden bu kadar doğru bir isim. Çünkü bu kez kurban da, fail de, tanık da aynı kalpte birleşiyor.
Ahmet Ümit’i yıllardır tekrara düşmeden, her defasında derinlikli ve insani hikâyelerle karşımıza çıktığı için bir kez daha kutluyorum. Yırtıcı Kuşlar Zamanı, sadece bir polisiye değil; vicdanın, adaletin ve insan olmanın romanı.