Thomas Edward Lawrence... İngilizler tarafından Arap isyanlarını yönlendirmesi için görevlendirilen ajanlardan sadece bir tanesi...
Namıdiğer, Arabistanlı Lawrance...
18. yy.ın sonlarında gerçekleşen Fransız İhtilali ve onunla gelen milliyetçilik akımı dünya siyasetinin dönüm noktası olmuş, bugünün tarih şekillenmesinde başrolü oynamıştır. Bünyesindeki milletleri din çatısı altında bir arada tutan imparatorluklar milliyetçilik akımıyla isyanlara, savaşlara, ekonomik buhranlara karşı ayakta duramamış; zamanla parçalanmış ve yıkılmıştır.
İslamiyetle bütünleşen Osmanlı İmparatorluğu da bu devletlerden biridir. Birçok milleti "halifelik" makamıyla ayakta tutan Osmanlı, uzunca bir süre büyük bir coğrafyaya egemen olmuştur. Zamanla bu özelliğini yitirmiş, ekonomisi bozulmuş, ilerleyen toplumlara ayak uyduramamış ve en sonunda milliyetçilik akımının büyük darbesiyle yıkılmaya mahkum olmuştur.
Bu son dönemde hızla toprak kaybeden altı asırlık koca imparatorluk çareyi "cihat" çağrısında aramış ancak aradığını ne acı ki bulamamış, bulamadığı gibi de din kardeşim dediği, gayrimüslimlere karşı aynı safta savaşmasını istediği Müslüman Arap kardeşleri tarafından ihanete uğramış, sonuç olarak Afrika kıtasındaki topraklarını kaybetmiştir.
İngiliz ajanı Lawrence tarafından kaleme alınan bu kitap Arap İsyanı'nın nasıl cereyan ettiğini, İngilizlerin isyana verdiği desteği, Arapların hangi stratejilerle ayaklandığını ve bu ayaklanma sonucunda din kardeşlerine karşı gayrimüslimlerle işbirliği yaparak bağımsızlığını(!) ne şekilde kazandığını anlatıyor. Lawrence kitabı boyunca ne Osmanlı adını kullanıyor, ne de İslam'ı: Türkler diyor. Tüm mücadelenin Türklere karşı verildiğini anlatıyor. Anadolu'nun garip, yoksul evlatlarının çöllerde nasıl heder olduğunu; Müslüman Araplarla bir olup onları nasıl öldürdüklerini sayfa safya aktarıyor. Savaştan bıkmış, yokluk içindeki Anadolu insanı zaten varını yoğunu devletine vermişken son oğlunu da böylece Arap çöllerinde kaybetmiş oluyor.
Osmanlı bünyesindeki birçok millet çeşitli biçimlerde isyan etmiş ve bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. "Neden diğerleri değil de Arapların isyanı bu kadar dile getiriliyor ?"sorusuna gelince...
Osmanlı her karış toprağından vergi alırken özellikle kutsal topraklara ihtimam gösterip oradan vergi almamış, aksine buraların ihya edilmesi için devlet bütçesini vakfetmiştir. Dış etkenlere karşı buraları korumuş; camiler medreseler yaptırmış, bayındırlık haline getirmiştir. Osmanlının bu yaptıklarına karşılık Araplar 1. Dünya Savaşı'nda İngilizlerle birlik olmuş, Türklere yani Osmanlı Devletine karşı isyan etmiş ve imparatorluğun parçalanmasında, yıkılmasında büyük rol oynamışlardır. Bugün birçok Arap devletinin bayrağında üçgen biçimli desenler vardır ve bayraklara aynı renkler hakimdir. Renklerin anlamını çeşitli yerlere yorsalar da bayrak Arap isyan bayrağıdır ve bu isyan Osmanlı'ya karşı yapılmıştır. Coğrafyasında savaşın, kanın eksik olmadığı Arap toplulukları bugün de İngiliz ve çeşitli sömürgeci güçler tarafından tabiri caizse kuklavari yönetilmektedir. Dün dini bırakıp millet bilinciyle(!) isyan eden Araplar bugün hem dindaşı hem de kendi milletinden olan Filistin'e karşı kör, sağır ve dilsizdir.
Bu kitaptan ve bu konudan anlaşılıyor ki millet olmak başka bir şey, din başka bir şeydir. Olayları, çağın şartlarına göre değerlendirmek elzemdir. Dünün şartlarını da bugüne uyarlamak olsa olsa bağnazlıktır; bilemediniz, yobazlıktır.
Millet olma bilincine ermek temennisiyle...