·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 06 Şubat 2014 00:00 Vaktiyle, "Ölüm varsa yaşam neden var?" sorusuyla hezeyanlara kapılmış ve aylarımı, yatağımda tavana bakarak, titreyerek, endişe atakları ve sonsuz bulantı içinde geçirmiştim. Neden sonra çareyi hep yaptığım gibi kitaplarda aramaya başlamıştım ve ölümle ilgili bulduğum birkaç kitaptan biri buydu. Sosyoloji okuyordum ve bir sosyolog, üstelik de sevdiğim bir tanesi bana bu konuyla ilgili iç rahatlatıcı bilgiler verebilirdi. Ancak öyle olmadı. Kitabı okudukça çaresiz gerçekliğimizin daha da farkına vardım ve ölümün,ölümsüzlüğün modern ve postmodern toplumlardaki karşılanış ve tezahürlerinin detaylalarını keşfettim. Sonrasında ise farkında olmadan kaygım kaybolmuştu, hafiflemiştim ve kabulleniş içine girmiştim.
Kitapta, modern ve postmodern toplumlarda ölümün ve ölümsüzlüğün karşılanış biçimlerine dair değerlendirmeler var. En ilginç olanı da, modern toplumdaki çizgisel hayat algısının ( başlangıç- hayat- son) postmodern toplumda noktalara indirgenmesi ( dijital saat) ve ölümün artık ekranlarda beliren bir 'ölüm saati' ibaresinden ibaret olmasının farkına varıyor olmak.