·208 syf.····Okunma: 01 Kasım 2025 23:37 "Babam bir bahçıvandandı. Şimdi bir bahçe." diye başlıyor kitap.
İlk satırdan itibaren anlıyor insan gözyaşlarına boğulacağını. Ki öyle de oluyor. Bulgaristanlı yazarın bahçıvan olan babası ve onun ölüme yürüyüşünü okuyoruz.
Meyve ağaçlarının, çiçeklerin, domates, biber ve türlü türlü bitkilerin içinde kanseri yenen, pandemiyi atlatan ama yine de ölümün çelmesine takılan babası....
"Babam günleri için pazarlık yapıyor." cümlesiyle ince bir sızı bırakıyor kalbimde. Mesleğim gereği birçok ölüme şahit olsam da, yazarın dediği gibi "İnsan ebeveynini hayalinde defalarca defeder." gerçeğine takılsam da, her ölüm insanı aniden vuruyor... Ve ister istemez kitabı okurken bahçedeki bir anda benim babam oluyor. Çok öznel bir yaklaşım gibi olabilir ama benim babam da bir bahçıvan. İki gün önce ormanda kestane topladık birlikte. Toprağı da topraktan çıkanı da çok iyi bilir. Ve bir gün toprak olacağını da... Bende biliyorum ancak buna hazır olmanın imkansızlığıyla yüzleşmenin derin kederini yaşıyorum.
En nihayetinde insan olmanın ve geleneksel bağlamda yakın kültürlere sahip olmanın getirmiş olduğu etkiyle ciddi bir bağ kurdum yazarla. Uzun zaman sonra sessizce ama derinden ağlatan bir kitap okumamıştım.
"Babam omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir Atlas'tı. Şimdi, o aramızdan ayrılınca, tüm o geçmişin çatırdayarak üzerime usulca yıkıldığını, beni tüm öğle sonralarının arasına gördüğünü hissediyorum. Çocukluğun sessizce yıkılıp dağılan sonraları. Ve yardım için çağıracağım kimse yok."