Ben sanırım ilişkilendiğimiz insanlarla kısıtlı vaktimiz olduğu fikrini nihayet kabullendim. Dostluk mesela, bazı taşıyıcılar olmadan ayakta kalamıyor. Sadakat, beklentisizlik, anlayış, yoldaşlık gibi. Ama öte yandan da herbirimizin içinde varoluşumuzu ateşleyen duygular var ve bunlara takılıp sürüklenebiliyoruz. Bu sebepten insanlar sadakatlerini de kaybedebiliyorlar. Öte yandan derinlerden gelen bir duygunun zihin gücüyle bastırabilmenin de pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Bu yüzden herkes olduğu gibi davranır ve kimseye bunu yap şunu yapma diyemeyiz. Dersek oldukları kişi olmalarını engellemiş oluruz ki bu içinde bulunduğumuz ilişkiyi organik yapmaz, yapay ve zoraki bir duruma sokar. Böylece hem kendinin hem de karşındakinin varoluşunun özgürlüğüne aykırı davranmış oluruz.
O yüzden bugüne kadar ne yaşadıysam kabullendim, olacakları da... Herkes olduğu kişi gibi davrandı. Okuduğum ve gözlemlediğim şeylerden sonra çoğu arkadaşlık biçiminin kibir ya da kıskançlık yüzünden bittiğini düşünüyorum. Üzerinde biraz düşünecek olursak bu iki duygunun birbirini ne kadar beslediğini farketmemek elde değil. Bu duygulardan herhangibiri devreye girdiği an dostluğun saf sakin suları kirlenir. Dalgalı ve tutarsız davranışlardan doğan bir bir duygudurum ortaya çıkar ve iki arkadaşın savaşını izleriz. Nihayetinde de kazanan kimse olmaz.
Bence arkadaşlıklar Nietzsche'nin de dediği gibi; iki geminin kendine ait güzergahları vardır, onlar kesişebilir ve bu kesişimi kutlayabilirler de, ayrılabilirler de. Ayrılsalar da günün birinde tekrar kesişebilirler. Arkadaşlıkta, görüşülmediği, karşılaşılmadığı ve konuşulmadığı zaman bile devam eden sonsuz bir diyalog yatar. O yüzden;
Yollarımız iyi insanlarla kesişsin. :)
Mumlar Sonuna Kadar Yanar incelememi önümüzdeki günlerde yazacağım, bu seferlik fikir yazısı olsun.