MELAYÊ CIZÎRÎ
DİVANI ve ŞERHİ
(Divan)
PROF. DR. ABDÜLBAKİ TURAN
1570-1640 arasında yaşamış Kürt edebiyatının en önemli klasik şairlerinden ve mutasavvıflarından biri kabul edilen Mela Ciziri tarafından yazılmış şiirlerinden oluşturulmuş çok değerli bir eser.
Ciziri, divan şairidir. Divan geleneğine uyarak yazdığı bu divan edebiyattaki yeteneğini ispat ettiği gibi Kürtçe’nin Kurmanci lehçesinde yazarak Kürtçe’nin bir edebiyat dili olarak sahip olduğu imkanları ispat etmiştir.
Ciziri’nin Divanı, gazel, kaside, na‘t, rubâî gibi klasik nazım biçimlerini Kürtçede kullanır.
Mela Ciziri’nin Divanı, Kürt edebiyatının klasik dönemine ait en güçlü eserlerden biri olarak değerlendirilir. 
Ciziri’nin şiirlerinde yalnızca edebî unsurlar yok, aynı zamanda tasavvufi düşünce, metafizik yaklaşım, aşk ve varlık üzerine derin temalar vardır.
Bu yönleriyle edebiyat-tasavvuf kesişiminde önemli bir köşe taşıdır.
Ciziri’nin divanından aşağıya aldığımız alıntılar ile eser ile ilgili ve şairi ile ilgili kanaatimiz daha iyi pekişecektir.
ALINTILAR
“Ez her şew û rojê di derdê ‘işqê de dimînim / Her tîf û her revî nûrê tecellayê xwedînim.”
Türkçesi:
“Her gece ve gündüz ben aşkın derdi içindeyim,
Her zerrede, her harekette Tanrı’nın tecelli nurunu görürüm.”
Şerhi:
Aşkı sadece insani bir hâl değil, kozmik bir enerji gibi tasvir eder. Her şeyin varlık nedeni olarak “aşk”ı gösterir — bu, Hallac-ı Mansur ve İbn Arabî çizgisinde güçlü bir vahdet-i vücûd yankısıdır.
⸻
“Aqlê me çû ser-be-ser di ‘işqê de bextewar / Her kim ku li dergê ‘işqê hat, bi nas e xwar.”
Türkçesi:
“Aklım baştan sona aşk içinde sarhoş oldu,
Kim ki aşkın eşiğine geldi, artık kendini bilemez.”
Şerhi:
Akıl ve aşk karşıtlığını mistik bir coşkunlukla ifade eder. Burada aklın yenilgisi bir düşüş değil, tanrısal sarhoşluk anlamındadır.
⸻
“Tu ya min î, ez ji to, her du yek in di ezelê / Ne to yî ne ez im, tu ez im, ez tu im belê.”
Türkçesi:
“Sen bensin, ben sendenim; ikimiz ezelden biriz.
Ne sen sensin, ne ben benim — sen benimsin, ben sensin.”
Şerhi:
Bu beyit, panteist bir birlik fikrinin açık ifadesidir. “Ben–Sen” ayrımının eridiği bir ontolojik sevgi hâli; Mevlânâ ve Yunus Emre’deki “Sen ben oldun, ben sen oldum” temasıyla benzerlik taşır.
⸻
“Dem wext e, wext dem e, lê min di bêwextî de maye / Derdê ‘işqê min ezelî ye, ne dest e ne paye.”
Türkçesi:
“Zaman bir andır, an da zamandır; ama ben zamansızlıkta kaldım,
Aşk derdim ezelidir, ne başlangıcı var ne sonu.”
Şerhi:
Zamanın göreli olduğunu, aşkın ezelî–ebedî bir varlık hâli olduğunu söyler. Bu beyit, adeta modern metafizik bir sezgi gibidir.
⸻
“Cihan girtî di destê ‘işqê, tu jî bêxwedî bî / Her çi dibînî heye, ew jî nîn e di xwedî bî.”
Türkçesi:
“Dünya aşkın elinde tutulmuş, sen de kendinden geç,
Ne görürsen var, ama bil ki o da yok, eğer kendini bilmezsen.”
Şerhi:
Varlık–yokluk paradoksunu mistik biçimde işler. Görüneni “yokluk”la açıklayan bu düşünce, Melayê Cizîrî’nin derin felsefî sezgisini gösterir.
Güzel, değerli, tarihi, klasik bir eser.