Roman, tek oğlu Elia'yı genç yaşta Ege Denizi'nin sularında kaybeden Bayan Caldwell'in, ölü oğluna hitaben yazdığı mektuplardan/notlardan oluşur. Bu mektuplar, ayrı başlıklar altında, kronolojik bir sıraya uymadan, günlük tutar gibi kaleme alınmıştır. Bayan Caldwell, aslında asla yerine ulaşmayacak bu mektuplarda, oğlunun ölümünden sonraki hayatını, anılarını, yaşama dair gözlemlerini ve zihinsel durumunun yansımalarını aktarır. Cela, bilinen olay örgüsü yerine, parçalı ve dağınık bir anlatım tekniği kullanır. Bu dağınık yapı, anlatıcının gidip gelen aklını ve melankoliyle yoğrulmuş ruh halini çok güçlü bir şekilde yansıtır.
Bu kısa roman, yoğun ve sarsıcı temaları işleyiş biçimiyle modern bir başyapıt olarak kabul edilir: Eserin merkezinde, Bayan Caldwell'in oğlu için yaşadığı derin ve patolojik yas yer alır. Mektuplar, annenin acısının nasıl bir saplantıya ve zamanla zihinsel dengesizliklere dönüştüğünü gösterir. Yas, sadece hüzün değil; öfke, garip benzetmeler, mantık dışı bağlar kurma gibi karmaşık duygularla işlenir.
Bayan Caldwell'in dili, gerçeküstü (sürrealist) imgeler ve beklenmedik, şiirsel benzetmelerle doludur. Örneğin oğlunu "kişniş yaprağı gibi narin" olarak tanımlaması ya da günlük, basit olaylardan bile tuhaf çıkarımlar yapması, onu delilik ve bilgelik arasındaki ince çizgide dolaşan unutulmaz bir karakter yapar. Yazarın bu edebi üslubu, romanın sanatsal gücünü oluşturur.
Mektuplarda, kayıp bir anne ile ölü bir oğul arasındaki karmaşık ilişki açığa çıkar. Bu, sadece bir sevgi ağıtı değil; aynı zamanda annenin beklentileri, suçluluk duyguları ve oğlunun varlığını kendi benliğinin bir uzantısı olarak görme çabasıdır.
Roman, "sağlıklı bir tepki" vermekten çoktan uzaklaşmış bir kadının zihnine içeriden bakış sunar. Cela, bilgeliğin ve deliliğin, büyük bir çöküşün içinde nasıl iç içe geçebileceğini olağanüstü bir biçimde gözler önüne serer.