Puan vermedi·400 syf.··
2025 26. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 31 Ekim 2025 16:34
Eser, Yüksek lisans yolculuğumda rehber olan hocalarımdan Doç. Dr. Cuma KARAN hocamın kaleminden okuduğum ikinci eseri. Eser yine Bedir kitabı gibi psikososyotarih alanında değerli bir çalışma. Başlarken, başvurduğu kaynakları kısaca tanıtması detayı çok güzeldi. Savaşı özellikle Kur'an cihetinden incelemesi, savaşın öncesi ve sonrasında yaşanan olaylara değinerek bir bütün haliyle anlatması kitabın ayrı bir güzelliğiydi. Osman b. Ma'zun'un Medine'de ilk vefat eden muhacir olduğu kitapta belirtilmiş. Bu ayrıntı önemli. Çünkü muhacirlerin oraya gömülmesi demek Darül İslam olduğunun kanıtı, aidiyeti kabul etmeleri demektir. Devamında, Münafıklardan bahsederken bu karakterin korku ve menfaat duyguları üzerine bina edildiğini açıkça ifade etmesi çok yerinde bir tespittir. Özellikle ölüm korkusu onları savaş meydanından geri tutmuştur Peygamber efendimizin Münafıklara karşı stratejisi: 1. Onları göz önünde tutup zarar vermelerini önlemek. 2. Böylece ayrıca faaliyetlerini kontrol altına almak. 3. Aile ve kabilelerini İslam'a ısındırmak. Şunu unutmamak gerek ki "ötekileştirmek" düşman safına potansiyel bir taraftar kazandırır. Abdullah b. Übey, Mekkeli müşriklerin önde gelenleri Bedir'de ölünce, gelip peygamberimize (s.a.v.) Müslüman olduğunu açıklamıştır. Tacından edilen bir kral olarak ise, hep münafık kalmıştır. İslam'a verdiği zararlar ise şunlardır: -Uhud savaşında Müslüman ordusunun üçte biriyle Medine'ye geri dönmek -Beni Nadir ile iş birliği yapmak -Mustalık gazvesinde muhacir ensarı birbirine düşürmek ve Hz. Aişe'ye iftira atmak -Hendek savaşında yardım etmemek -Beni kureyza Yahudilerini peygamberimize karşı direnmeye davet etmek -Tebük'te alenen düşmanlık sergilemek Übey b. Selül üzerinden münafık psikolojisi çok güzel bir şekilde ifade edilmiş kitapta. Uhud savaşına kadar kendisinin mescide gelip peygamberimize övgü yağdırması hakkında bir eklemede bulunmak istiyorum. Samimi niyete sahip olmadıkları için bunu örtmek üzere şâşâlı sözler söyleyerek bu hali gizlemek istiyorlardı. Ayeti kerime de onların her cümlede yeminle konuşmalarına değinerek bu tespiti doğrulamıştır. Ayrıca hem savaş hazırlığı yaparken hem de Medine'de yahudilere karşı ihtiyatlı yaklaşması bize gösterir ki Yahudilerin sözüne güven olmaz. Hainlik onların kanında vardır! İbn selülün aracılığı ile savaşa katılmak isteyen 600 Yahudiyi peygamberimiz reddetmiştir. Cuma hocamın da ifadesiyle bunun bir darbe alt yapısı olduğu barizdir. Savaş öncesi Mekke'de, Bedir'in hasarından dolayı vahim olduğunu görüyoruz. İntikam hırsları, Bedir öncesi kurtardıkları kervanın tüm tahsilatını Uhud hazırlığı için harcamalarına sebep olmuştur. Ayrıca Sevik baskını ile de Ebu Süfyan, hem hint ve diğer mekke kadınlarının yasına son vermek istemiş, hem de Yahudilerin onlara yardım etmesi konusunda nabız yoklamıştır.Uhud avaşın ana sebepleri ise intikam hırsı (asabiyet ve kan davasının körüklenmesi) başta olmak üzere, ticaret yollarının yeniden güvenliğini sağlamak ve elbette ki hak ve batıl mücadelesidir."Özellikle Mekke'nin önde gelenlerinin öldürülmesi, Mekke'de kitlesel bir matem sebebi olmuştur" cümlesi konuyu özetleyebilir."Özellikle Mekke'nin önde gelenlerinin öldürülmesi, Mekke'de kitlesel bir matem sebebi olmuştur" cümlesi konuyu özetleyebilir.Uhud savaşı sadece bir intikam sebebi değil, Mekkelilerin ekonomilerinin canlanması için yegane umut yoluydu.Müşriklerin kadınları da savaşta yanlarında getirip onlardan psikolojik destek almaları, anne mefhumuna verdikleri önem ve peygamberimizin annesinin mezarını açma düşünceleri de başkasının kutsalına ne kadar kolay el uzatabileceklerini gösterir. Bunun karşısında İslam'ın izzetine hayran olmamak elde değildir. Mekke'de diyar diyar gezip asker ve paralı asker ile orduyu kuvvetlendirmek eri, savaş alanına önce müşriklerin varması da onların lehine idi.Peygamberimizin her durumda istişare etmesini bedir kitabında da ele almıştık. Ayrıca savaş öncesi istihbarat ağı onun tedbirli olduğunu, gördüğü rüyayı tevil edip şehirde kalmak istemesine rağmen sahabenin şehadet arzusu da yine bize rüyanın bağlayıcı olmadığını gösterir. Demek ki, peygamberimiz bile kendi rüyası ile amel etmediyse, sonradan insanlar rüyayı kendi emellerine alet etmek için dini istismar etmişlerdir.Akabinde, müşriklerle karşı karşıya gelindiği esnada yine büyük bir grupla Inn selül, adeta islam ordusuna darbe indirerek geri dönmüştü. Ayrıca Bedir'de olduğu gibi bu savaşta da 600 okçu Yahudi birliğini savaşa hazır bulundukları halde geri çevirmesi de tedbirdendi.Kitabımız yahudi ve münafıkların tavrına dikkat çekerek, "canımızı yerde bulmadık" lafı ile her iki güruhun da ölümden korktuğunu net olarak ifade eder.Ayrıca ümmete nifak sokmaları, kalpleri bozma da buna dahildir.Ancak sağlam kalpler ise bu fitnelere aldanmayavak kadar kuvvetli bir imana sahiplerdir.Yine savaş saflarını namaz saflarına benzetip, boşluk bırakmamaları üzere orduyu dizayn etmesi de stratejik olmasının yanında müslüman ordusuna manevi bir psikoloji katıyordu..Bunu yaparak aynı zamanda özgürlüklerini İslâm itaati çerçevesine almaktaydı.Savaş seyrinin evvela zafere gitmesi, sonra stratejik konumları itibarı ile kâfire korku salan okçu birliğinin ganimet nidası ile meydana inmesi, peygambere itaatsizliğin bir sonucu olarak durumun hezimete dönmesine sebep olmuştu.Kitabımız, içki yasağının henüz olmadığı bu savaşta acaba içkinin de bir etkisi var mıydı, acaba gaflet miydi yoksa sadece kaderin bir cilvesi mi? Sebepler dahilinde bu soruları da ele almıştır..Savaş süreci detaylarıyla anlatılırken özellikle efendimizin öldüğü haberi ile dağılan, kaçanların olduğu sahneyi gözler önüne seriyor yazarımız. Peygamberimizin aldığı yaralara rağmen savaşa devam etmesi, etrafında bend olan samimi müslümanların olması, yine de çoğunluğun kaçtığı için Peygamberimizin çok zor anlar yaşadığını görüyoruz.Savaşın ardından yapılan Hamraul Esed seferi ile YIKILMADIK, AYAKTAYIZ mesajı verilmişti. Yaralarına rağmen emre itaat eden sahabilerz savaşta gösterilen itaatsizliğin telafisini bu seferle yapmış oluyorlardı. Allah üzerlerine bu şekilde büyük bir rahmet indirmişti..Uhud Savaşı'nın bitiminde Ebu Süfyan ve Hz Ömer arasında bir diyalog geçmiş, Ebu Süfyan savaş'ın gerçekleşmesinden tam bir sene sonra tabiri caizse final maçını oynamak için Müslümanlara meydan okumuştu. Zaman geldiğinde peygamber efendimiz sözünde durdu Yiğit bir adam gibi. 1500 kişiden oluşan bir ordu ile sözleşilen yere vardı. Fakat Ebu Süfyan kuraklığı bahane ederek korktu ve gelmedi. Bu da yetmezmiş gibi Müslümanların da prestij kazanmalarını istemediği için rüşvet karşılığından OEM ibni mesud'u Müslümanlara gönderip sanki Ebu Süfyan çok büyük bir hazırlık içerisindeymiş gibi onları korkutmasını istedi fakat peygamber efendimiz tabii ki bunu aldırmayıp Savaş yerine geri geldi. Burada Nuaym'a parantez açsak iyi olur. Çünkü kendisi dönemin sözü geçen siyasetçilerinden biriydi. İleride, Hendek Savaşı'nda Müslüman olacak ve müşrikler ile beni kureyza arasında ilmi siyaset ile bozgunculuk çıkaracaktı bu açıdan önemli biridir..Gerçek manada uhud'un Müslümanlar için bir hezimet mi yoksa bir zafer mi olduğunu anlamak için şuna bakmamız gerekir Müslümanların lideri öldürülmemişti halbuki Bedir'de müşriklerden önde gelenleri öldürülmüştü. Müslümanlardan hiçbiri esir alınmamıştı halbuki mekkeliler'den Bedir Savaşı'nda birçok esir alınmıştı. Hamraul eseddeki duruş da Müslümanlar ağzından biz yenilmedik ibaresinin tezahürüydü. Hal böyleyken uhuda bir yenilgi demek ne kadar doğrudur?.Yine de bize düşen uhudu bir kayıp veya Zafer olarak değerlendirmek değil, ders çıkarmamız gereken önemli bir vaka olarak değerlendirmektir.Ebu Süfyanın Medine'ye neden saldırmadığı konusunda da şunlar düşünülebilir: Yahudiler ve Abdullah ibni übey'in şehre yapılacak saldırıya nasıl tepki vereceğini bilmemesi, ama özellikle de müşriklerin kalbine korku salınması...Yine müslümanların kaçtığını görüp zaten zaferi kazandıklarını düşünmeleri, ayrıca intikam aldıkları hissiyle yetinmeleri ve savaşı kaybetmekten Ebu Süfyanın korkusu, bir de yapılan müsleden dolayı ehabiş reisi ve askerlerinin bu duruma karşı çıkması önemlidir. Çünkü ehabişliler ordunun önemli askerleri idiler..Savaşta yer alan kadın ve erkek bazı önemli sahabelere değinilip özellikle Hz. Nesibe üzerinden İslam'da kadının özgürlüğüne vurgu yapmak gerçekten çok güzeldi.Müşriklerden bahsederken de özellikle "CEHENNEMLİK BİR MÜCAHİT" başlığı ile Kuzman dikkatleri çeker. Allah için değil de kavmi ve şan şeref için savaşan, dokuz müşrik öldürdüğü halde kendi ağzı ile "Allah için savaşmadığını" ifade edip intihar eden bu kişi bize riyanın en büyük ibretidir..Ayrıca ayetler ışığında yapılan tespitler, Allah'ın yardımı, tevekkül gibi meselelerin psikososyal açıklamaları çok yerindeydi..Esasında kitabımızın her bir başlığı çok güzel ayrıntılara değinmekte fakat incelemesini uzatmamak adına bunlara ayrı paragraflar açmıyorum. 319 sayfada hakiki mümin tipolojisini incelerken münafık mıyız yoksa mümin mi, Kuzman mıyız yoksa Hamza mı? Sorularını kendi kendimize sordurarak bize bir muhasebe kapısı açan bu kitabın okunmasını kesinlikle tavsiye ediyorum.Savaşın sonuçları itibariyle hukuki düzenlemeler yapılması konusu da vardır. Kadına miras hakkıx yetimlerin miras hakkı, faiz gibi kriz meselelerin çözümü ve hükmü belli olmuş, içki yasağı konulmuş, kaybetmenin gerçek manasına değinilmiştir. Bu bağlamda uhud'un bizlere verdiği dersler neticesinde kazanıp kaybettiğimiz de bizlerin tasarrufuna kalmış bir ibret nazariyesidir. Son olarak sonuç kısmında yazarın bie bir iç muhasebe için yazdığı satırlar, bugün Uhud'u nasıl anlamamız konusunda bir yönlendirme içermektedir. Ayrıntılı alan çalışması yapmak isteyen herkese tavsiyedir.
Kaybedilmiş Bir Zaferin Öyküsü Uhud SavaşıCuma Karan · Kitap Yayınevi · 20244 okunma
·
107 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.