Cahilliğin Babası: Ebu Cehil – Karanlığın Öncüsü ve Mirası
Zübeyir Yetik, Şanlıurfa'nın tozlu yollarında 1941'de doğmuş bir kalem erbabı; şiirden denemeye, kıssalardan toplumsal eleştirilere uzanan bir yolculukta, "Yeni İslâmî Akım"ın sessiz ama derin seslerinden biri. Erzincan depreminin acısını, Karabağ'ın yaralarını damıtarak yazan Yetik, tarihî figürleri bugünün aynasında eritmeyi ustalıkla biliyor. Nemrut'un ateşi, Karun'un hazineleri derken, 2012'de Pınar Yayınları'ndan çıkan Cahilliğin Babası: Ebu Cehil, onun bu serisinin en keskin bıçağı. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) dilinden "Cehlin Babası" lakabını alan Amr bin Hişam'ı, yani Ebu Cehil'i merkeze alan kitap, cahilliği bir bireysel kusur olmaktan çıkarıp, kolektif bir zehir olarak damıtıyor. Yetik burada, Mekke'nin o karanlık sokaklarında yankılanan bir figürü, her çağın "karşıtlık mimarları"na dönüştürüyor.Kitap, Ebu Cehil'in hayatını Kur'an ayetleri ve rivayetlerle örerek anlatıyor, ama Yetik'in gücü, bu anlatıyı bir biyografiden öteye, evrensel bir alegoriye evriltmesinde yatıyor. Ebu Cehil, sadece bir kabile reisi değil; kışkırtıcı, baskıcı, önderlik kisvesi altında kötülüğü örgütleyen bir "odakların odağı".
Yazar, onu liderlik, direniş ve manipülasyon rollerinde bir simge olarak konumlandırıyor: Peygamber'in (s.a.v.) tebliğine karşı kurduğu ittifaklar, alaycı dili, zulmün mimarisi... Bunlar, kuru tarihî bir tablo değil; cahilliğin, bilginin reddi ve karanlığın besleyicisi olarak işleniyor. Yetik, Ebu Cehil'i "kendi cehlini doğuran baba" olarak betimlerken, her okuru kendi içindeki gölgelerle yüzleştiriyor.
Bu figür, yeryüzünün her köşesinde çoğalan "Ebu Cehil'ler"in prototipi; bir isimden öte, bir arketip.Yetik'in üslubu, ayetlerin ritmini taşıyan bir akışla ilerliyor; kısa, vurucu bölümler, her biri bir sorgulamayla son bulan. Rivayetleri eleştirel bir gözle süzüyor, Ebu Cehil'in "hikmet" iddiasını modern bağlamda –mesela ideolojik körlüklerde, popülist liderliklerde– yankılandırıyor. Bu, kitabı sadece dini bir metin olmaktan çıkarıp, felsefi bir manifesto yapıyor. Dil, sade ama keskin; yer yer şiirsel imgelerle zenginleşiyor, tıpkı Ebu Cehil'in kibirli gölgesinin Mekke'yi kaplaması gibi. Eksik? Belki Peygamber'in (s.a.v.) sabrına daha fazla pencere açılabilirdi, ama bu, antagonistin portresini keskinleştirmek için bilinçli bir gölge oyunu.
Ebu Cehil'i okurken, aklım bugünün "cahillerine" kayıyor: Sosyal medyada nefret tohumları ekenler, gerçeği reddeden kalabalıklar, zulmü "liderlik" diye pazarlayanlar. Yetik, 2012'de kaleme alırken, cehlin evrenselliğini sezdiriyor: O, bir isim değil, bir salgın. Bu kitap, ayna gibi; okudukça, kendi "babalık" iddiamızı sorgulatıyor. Eğer kıssaları sever, ama onları çağın nabzıyla harmanlamak isteyenlerdenseniz, tam aradığınız eser. Yetik'in diğer figür portreleriyle birleşince, bir "karanlık galerisi" oluşuyor – ve Ebu Cehil, o galerinin en keskin portresi.
Önerim: Sessiz bir odada, gün batımında okuyun; kalktığınızda, cahilliğin sesini daha net duyacaksınız.