Nur Dağı… Hira Mağarası…
Meğer ne kadar yüksek, ne kadar çetin bir yerdeymiş. Çıkarken nefesim kesildi, adımlarım ağırlaştı; bedenim yoruldu ama kalbim bambaşka bir yere gitti. Her adımda şunu düşündüm: Ey Nebî… Hangi sıkıntı, hangi dert, hangi arayış seni bu kadar zorlu bir dağın koynuna çekti?
İnsan ancak çok daraldığında, dünyanın gürültüsü ruhunu boğduğunda, kalabalıklar hakikati örttüğünde böyle bir yalnızlığı seçer. Demek ki orası sadece bir mağara değildi; orası yüklerin, soruların, insanlığın derdini omuzlarında taşıyan bir kalbin sığınağıydı.
Hira’da anladım ki bazı yükselişler bedenle değil, kalple olur. Ve bazı yalnızlıklar kaçış değil; Rabb’e en yakın olma halidir.