Puan vermedi·240 syf.····Okunma: 07 Kasım 2025 12:32 Aleksandr Balyaev’in Hava Adamı Ariel romanı, Sovyet döneminin erken bilimkurgu örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. Fakat bu kitabı “bilimkurgu klasiği” olarak görmek bana göre biraz iddialı olmuş. Çünkü Balyaev’in romanında odak noktası teknoloji ya da bilimsel ayrıntılar değil; insan doğası, özgürlük ve vicdan üzerine kurulu.
Roman, üzerinde yapılan bir bilimsel uygulama sonucunda uçma yeteneği kazanan Ariel adlı bir gencin hikâyesini anlatıyor. Ariel, bu deneyle uçabilen bir insana dönüşüyor ama aynı zamanda bilimsel merakın kurbanı haline geliyor.
Hikâyenin çok büyük kısmı Hindistan’da geçiyor. Ariel, burada bir Budist eğitim tesisine kapatılıyor. Ancak bu yer aslında göründüğü kadar huzurlu bir manastır değil; insanların hipnozla kontrol altında tutulduğu, yani özgür iradelerinden tamamen koparıldıkları bir mekan. Ariel de bu sistemin bir parçası haline getiriliyor. Hipnoza karşı koyan ve uçma yeteneğine kavuşan Ariel, bu tesisten kaçarak, bir yandan zihinsel ve ruhsal bir kurtuluş yaşarken diğer yandan kendini başka maceraların ve kast sisteminin ağır düzeninin içinde çırpınan Hindistan toplumunun içinde hayatta kalmaya çalışıyor.
Romanında bilim ahlaki bir sınavın parçası olarak yansıtılmış. İnsanlar “bilim uğruna” sınır tanımadan yaptıkları deneylerle insanların ve daha da kötüsü bir çocuğun hayatı, iradesi ve kimliğini aslında yok etmeye çalışıyor. Ariel’in hikâyesi de aslında bu anlamda insanlığın vicdanla olan imtihanı olarak sunuluyor. Yine de Ariel’in içindeki saflık, merhamet ve özgürlük arzusu romanı karamsarlıktan kurtarıyor.
Bir de yazar hakkında bir yorum yapmak istiyorum. Balyaev için “Rusya’nın Jules Verne’i” deniyor ama bence bu benzetme bu kitap özelinde biraz zorlama. Jules Verne’in romanlarında hayal gücüyle örülmüş keşifler, teknik detaylar ve bilimin heyecanı vardır. Balyaev’de ise bunların hiçbiri yok. O daha çok basit, hatta masalsı bir anlatım kullanmış. Bu yüzden de Hava Adamı Ariel, İthaki’nin “Bilimkurgu Klasikleri” serisinde yer alsa da o serideki diğer büyük yazarların (Asimov, Clarke, Wells, Zamyatin, Le Guin gibi) derinliğini taşıyabildiğini pek söyleyemeyeceğim.
Bu bakımdan Hava Adamı Ariel’i ben bir başyapıt olarak görmüyorum. Bilimsel olarak zayıf, anlatım olarak sade, hatta yer yer didaktik. Bu roman büyük beklentilerle okunacak bir eser değil. Daha çok “çerezlik ama anlamlı” bir hikâye.