Bilge Kültür Sanat Yayınları’nda çıkan 366 sayfalık bu tipik “Çok Satan” kitabı, kapak resmi kadar, yazarın adı nedeniyle ilgimi çekti. (Çizgi roman ve kitaplarda kapak resminin önemi psikoloji ve sosyoloji alanlarında başlı başına bir tez konusu olabilir!) “Bu ismi nereden hatırlıyorum?” sorusunun cevabı “Clive Cussler” ile yazdığı ortaklaşa kitaplar olunca, fazla düşünmeden aldım.
Aslında, Jack Du Brul, Clive Cussler ile 2005 yılında ilk ortak romanlarını yayınlamadan önce, kendisine ait 6 adet “Çok Satan” eser yazarak, kendisine o türde iyi bir isim yapmış. Herhalde, Cussler’ın beraber çalışmak için onu seçmesinin nedenlerinden biri, belki en önemlisi buydu. İlk romanını 1998 yılında yayınlayan yazar, yarattığı “Philip Mercer” isimli bir kahramanın yaşadıklarını kaleme alıyor. Clive Cussler ile ortaklaşa yazdıkları romanları kronolojik sıralamaya bağlı kalmadan okuyorum. “İskelet sahili” ve “Kıyamet Gemisi” şu ana kadar okuyup çok beğendiğim eserler.
Atlantik okyanusunu yolcu taşıyarak geçen ilk hava aracı Hindenburg Zeplini 1937 yılında anlaşılamayan bir nedenle düşer ve bu devasa balon 35 kişiye mezar olur. Ama zeplinin yolcular haricinde, taşıdığı çok önemli bir şey daha vardır: Binlerce yıllık, akıl almaz bir sır! Bu sır Büyük İskender’in ordularını zaferden zafere taşıyan korkunç bir silah, modern dünyanın geleceği için de büyük bir tehdittir. Felaketten yetmiş yıl sonra da, iç savaşlarla çalkalanan Afrika’da bir köyde tekrar ortaya çıkacaktır. Bir jeolog ve aynı zamanda Amerikan hükümeti adına çalışan bir ajan olan Philip Mercer ile kendini Hastalık Önleme Merkezine bağlı bir saha araştırmacısı olarak tanıtan güzel istihbarat ajanı Cali bu ölümcül silahın teröristlerin eline geçmemesi için kolları sıvar. Ama sahip oldukları tek ipucu Hindenburg Zeplininde ölen bir akademisyenin Albert Einstein’a yazdığı şifreli mektuplardır. Ayrıca bu ölümcül sırrın varlığından haberdar olan başkaları da vardır. Silahı kendi amaçları için kullanmak isteyen teröristler ve binlerce yıllık sırrı korumak isteyen ‘Yeniçeriler.’
Daha fazla ipucu vermeden macera romanları üstadının bu kitabını da elinizden bırakamayacağınızı söylemekle yetiniyorum. Doğal olarak, bir “Çok Satan” kitabının olmazsa olmazı silik karakterler, James Bond/İndiana Jones karışımı mucizeler, beceriksiz kötü adamlar, aşk ve seks sosu eksik kalmaz. Ama zaten bu kitapları satın alan okuyucu tüm bunlara önceden hazırlıklıdır; hatta ister.
Senaryonun bizim açımızdan güzel tarafı, Türkiye’nin ve tarihimizin, sayfaları çevirdikçe, artan bir biçimde dahil olması. Yukarıda belirttiğim gibi, macera romanlarında (özellikle 1970 ve1980’lerde yazılanlarda ve onları örnek alan daha yeni tarihlilerde!) Almanlar (farklı tarihlerde kurdukları devletler ve ideolojilerle!) yer alması olmaz neredeyse... Ama, bu kitapta Einstein ve döneminin çok sayıda ünlü şahsiyetine de rastlıyoruz. Bu açında, kitap biraz “what if?/ Ya olsaydı!) tarzı alternatif tarih eserine benzemiş. Benim gibi bu edebi türe ilgi duyanlar daha büyük bir zevkle okuyacaklar.
Clive Cussler, ortaklaşa kitap yazdığı yazarı doğal olarak övüyor; ama bir okur olarak, yazarın da o övgüleri hak ettiğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Seda Çıngay Mellor‘un 366 sayfalık tercümesi, “Çok satanlar” düzeyinde, akıcılığından bir şey kaybettirmeden okutuyor.
“Ek” başlıklı son bölümde ise kendi içinde ayrı bir kitap ve hatta bence, film senaryosu içeren bir sürprizde var.
Kitabı sahaflarda rahatlıkla iyi kondisyonda, günümüz için uygun fiyatlardan bulabilirsiniz.